• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 20 °C
  • FUTBOLVAKTİ.COM YAYINDA!
  • Tülay Kumaşçı... GÖZDE KEDİCİKTEN  ÜSTSÜZ YAZ POZU!
  • Playboy Güzeli Elif Çelik'in önlenemez yükselişi… ŞİMDİ DE İNGİLİZ GAZETESİ THE SUN’A KONU, GÜNEY AFRİKA PLAYBOY’A KAPAK OLDU!
  • FUTBOLVAKTİ.COM YAYINDA!
  • Tülay Kumaşçı... GÖZDE KEDİCİKTEN  ÜSTSÜZ YAZ POZU!
  • Playboy Güzeli Elif Çelik'in önlenemez yükselişi… ŞİMDİ DE İNGİLİZ GAZETESİ THE SUN’A KONU, GÜNEY AFRİKA PLAYBOY’A KAPAK OLDU!

`Öyle Bir Geçer Zaman ki'? BEYKOZ DERI VE KUNDURA'DA CALCIUM CANDOZ NEDE

Hulûsi TUNCA

'Öyle Bir Geçer Zaman ki' biteeer bizdeki anılar bitmeeeez! Evet; öyle bir geçern zaman ki! 2000 geliyor diye nasıl de heyecan yaptığımız günleri bir hatırlasanıza, sanki dün gibi.. Baksanıza koskoca 2000'un ilk 10'u gitti bile.. Girdik mi 2011'e?.. Artık biz mi 2011'e, 2011 mi bize Allah bilir!

Söz 'Öyle Bir Zaman ki dizisinden açıldı.. Eskiden kaset yapmayana kız vermezlerdi, şimdi de Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası'nın kalıntıları arasında çekim yapmayan yönetmene kız vermiyorlar anlaşılan.. Hani bizim unutulmaz 'Dallas', 'Komiser Colombo', 'Charlie'nin Melekleri' yeniden çekilse inanın onlar da gelip 'Babamın Fabrikası'nı mesken tutacaklar!

Evet evet yanlış okumadınız; 'Babamın Fabrikası'.. Sadece benim mi?.. Benim gibi yüzlerce Beykozlu çocuğun annesinin, babasının fabrikasıydı orası..

Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası 1812'de kurulmuş. 1842'de ciddi bir fabrika görünümüne kavuşmuş. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ayakkabı ve palaska ihtiyacını karşılayan tesis, 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısında Fransız köselesini geride bırakan bir kaliteye ulaşmış. 1912'de günlük bin çift ayakkabı üretim kapasitesine çıkmış. 11 Temmuz 1933'te Sümerbank Deri ve Kundura Sanayi Müessesesi adını almış. 1987'ye kadar işçi sayısı 2 binin altına düşmeden çalışmış. Yıllık kapasitesi de 2 milyon 500 bin çift ayakkabıya varmış. Hayvanın sırtından yüzüldükten sonra fabrika'ya giren ham deri, dışardan hiçbir malzeme alınmadan ayakkabı olarak dışarı çıkabiliyormuş. Bu çapta bir entegre bir tesis Türkiye'nin hiçbir yerinde bulunmuyormuş.

Fabrika ilk kez 1986'da zarar etmiş, 1987'de özelleştirme kapsamına alınmış. zaten son işçi alımı da 1984'ün son ayında yapılmış. O tarihten itibaren bir hastalığın pençesinde eriyen hasta gibi fabrika işçilerini yavaş yavaş kaybetmiş. Emekli olanın yerine yenisi alınmamış. Azalan işçilerle birlikte kapasite düşmüş. Bir zamanlar mahşer yeri gibi olan üretim bölümleri, birer ikişer kapatılmış.

Beykozlular'ın fabrikası için 'ölüm fermanı' niteliğindeki karar, 12 Ekim 1999 tarihli Bakanlar Kurulu'ndan çıkmış. Altında Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Yüksel Yalova, Recep Önal, Sümer Oral ve Ahmet Tanrıkulu'nun imzalarınun bulunduğu kararda fabrika için şöyle denilmiş: 'Beykoz Deri ve Kundura Sanayi işletmesi kapatılarak, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne verilmesine..' Ama verilmemiş! İşte 30 Ekim 2003 tarihli gazetelerden bir haber:

'Sümer Holding'in, Beykoz Deri ve Kundura Sanayi İşletmesi'nin özelleştirilmesine yönelik nihai pazarlık görüşmeleri yapıldı. Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı Kenan Işık başkanlığında yapılan nihai pazarlık görüşmelerinde, en yüksek teklifi 29 milyon 750 bin dolar ile Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş. verdi.

2001 yılından bu yana kapalı bulunan Beykoz Deri ve Kundura Sanayi'nin deniz kenarında büyük bölümü yeşil alan olmak üzere 182 dönüm arazisi bulunuyor. Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama şirketinin Başkanı Ali Rıza Yıldırım, işletmenin arazisinde tatil köyü kurmayı planladıklarını ve bedeli peşin ödemeyi öngördüklerini söyledi. İşletme arazisinin turizm amacı ile tahsis edildiği belirtildi..'

Sonra?.. Sonrası yok! Tatil Köyü bekleyenler havasını almış, kosokca fabrika dizlere mekan olmaktan kurtulamamış..

Dönelim 'Öyle Bir Geçer Zaman ki' dizisine.. 'Hain Evlat Ökkeş' pardon 'Hain Evlat Mete' [Aras Bulut İyemli], evi ateşe vermiş kaçıyor babam kaçıyor. Sonunda sığınacak yer olarak kendine 'babamın fabrikası' Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası'nın yıkıntıya dönen bölümlerinden birinde şarapçıların arasında yer buluyordu. Mete; şarapçıların arasındayken çocukluk günlerime döndüm..

Babam; grip olduğunda akşam eve elinde calcium sandoz'larla dönerdi. Hani şu suya atılıp eriyince portakallı gazoz tadı veren tabletler.. Babam bir gün gene gribe yakalandı ve o akşam eve calcium sandoz'la gelmedi. Yasaklanmış! Nedenini bugünmüş gibi hatırlarım; meğer 'gribim' diyen bir kutu calcium sandoz yazdırıyor, sonra da fabrikaya gizlice soktuğu votka ile karıştırıp içiyormuş. Votkanın limonla içildiği yıllarda kim bilir kimler, votka- calcium sandoz içiyormuş da haberimiz yokmuş.. Hey gidi günler hey?

Mutlu, sıhhatlı, sağlıklı, elbette ki bol kazançlı bir 2011 sizlerin olsun sevgili okurlar!

hulusi.tunca@magazinkolik.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Magazin Kolik | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.