Arzu Susantez... İZLEYİCİDEN TAM NOT ALDI!
6 Sezondur TRT 1 ekranlarında beğeniyle takip edilen sevilen dizi Gönül Dağı’na yeni katılan Arzu Susantez, başarılı oyunculuğuyla izleyicilerden “tam not” alıyor.
İki çocuğuyla yaşadığı büyük şehirden, ‘ikinci şans’ verdiği eşi Taylan’ın (Bülent Şakrak) memleketi Gedelli kasabasına taşınan Nergis, buraya ve Kaya ailesine kısa sürede alıştı ve onların gönüllerini fethetti. Arzu Susantez’le Nergis’i ve sanat yaşamıyla ilgili bilinmeyenleri konuştuk.
-Gönül Dağı’ndan size teklif geldiğinde neler hissettiniz? Diziyi seyrediyor muydunuz?
-Şaşkınlık, hissettiğim duygular arasında ilk gelen ve en öne oturandı sanırım. Her şey o kadar hızlı gelişti ki aldığım habere sevinmeye fırsat bulamadan kendimi sette buldum.
-Dizide Taylan’ın eşi Nergis karakterini canlandırıyorsunuz. Nergis karakteriyle tanıştığınızda ilk hissettiğiniz ne oldu? Nergis, boşanma aşamasındaki eşine bir şans daha vererek büyük şehirden küçük bir Anadolu kasabasına yerleşiyor. Çocukları ve eşiyle bambaşka bir ortamda daha önce hiç tanımadığı akrabalarıyla yeni bir yaşam kuran Nergis’i bir de sizden dinleyelim…
- Nergis benim en sevdiğim çiçek, o nedenle karakterle daha tanışmadan onu çok seveceğimi ve ona hayat vermenin bana çok iyi geleceğini hissettim. Başta hakkında okuduklarım ve oynadıkça gördüklerimle de Nergis’e her geçen gün daha da ısındım.
Çok geniş imkanları olmayan bir aileye doğmuş, bu ailedeyse sevgiyle yoğrulmuş, bu sevgiden aldığı gücü arkasına katıp kendini geliştirmek ve var etmek için emek vermiş bir kadın Nergis.
Sonra hayatına Taylan girmiş, bu aşk beraberinde pek çok insanın hayalini dahi kuramayacağı imkanlar getirirken, Nergis’ten götürdükleriyle birlikte onda çok derin yaralar da açmış. Her şeye rağmen, sanıyorum Taylan’a olan sevgisinin ve hatta merhametinin de etkisiyle, kin tutabilen biri olmak yerine affedici, sevginin gücünden beslenen biri olarak kalmayı tercih etmiş bir kadın.
Yalnızca kendisine değil, sevdiklerine gösterilen ilgi ve sevgiyle dahi yüzünde bir tebessüm beliren, paylaşmaktan ve birlikte olmaktan beslenen bir kadın, içindeki şefkati yalnızca Zümrüt ve Servet’e değil, Taylan’a, Çetin’e, Selma’ya, tüm kuzenlere, aileye ve kasabalılara göstermekten geri durmayan, herkesin karnını ve kalbini doyurmaya hazır, fedakar ama kendini de feda etmemiş bir anne bence Nergis.
- İstanbul’da çok başarılı bir iş kadınıyken, büyük bir sosyal çevresi varken bozkırda küçük bir kasabaya gelmek ve buraya alışmak biraz zordur… Nergis buraya ve yeni çevresine alıştı mı? Nergis’in kişiliğinde değişiklikler oldu mu burada? Nergis Gedelli’de mutlu mu?

-Nergis’i ilk olarak Taylan’dan, duvarları olan bir kadın olarak dinliyoruz, ancak ben zaman geçtikçe ve tanıdıkça gördüm ki Nergis, hırsları ve köşeleri olan bir kadın değil. O nedenle de mutlu ve huzurlu bir hayat için pek çok şeyi, kimilerinin kariyer, kimilerinin varlıklı bir hayat olarak gördüğü başarıyı geride bırakmaya pek çabuk ikna oldu.
Çok kısa sürede çok büyük bir sevgi ve güven ortamının içinde buldu kendini, o nedenle de alışmak zor olmadı. Kaldı ki geldiği yer, Taylan’dan önceki hayatından ve çocukluğundaki mutlu zamanlarından da izler taşıdığından, belki de başladığı yere geri dönme duygusu da bu adaptasyonda Nergis’e yardımcı oldu.
Nergis, Gedelli’de çok mutlu, çünkü Nergis için Gedelli herhangi bir yerleşim yerinden ziyade yeniden aile olabilme fırsatı. Hem kendi ailesini yeniden bulduğu hem de hayatına yeni katılanlarla yeni ve daha büyük bir ailenin parçası olduğu için mutlu ve de huzurlu.
-Küçüklüğünde baba sevgisi görmeyen ve Süleyman Kaya ile ancak ölmeden kısa bir süre önce barışan Taylan, eşi Nergis ve çocuklarına Gedelli’de nasıl davranıyor?
Daha önce yaşamadığından babalık sorumluluklarını çok fazla yerine getirmeyen Taylan, burada çocukları ve eşi Nergis’le ilgileniyor mu? Nergis ve Taylan’ın yara alan evlilikleri kurtuldu diyebilir miyiz?
- Taylan çocukları için koskoca adamlık gömleğini hiç tereddütsüz çıkarıp atabilen, onlara ve onlarla mutluluğuna sıkı sıkıya tutunan bir baba, Nergis’in de gözlerinin içine bakan, onu yeniden kaybetmemek için söz verdiğinden de fazlasını yapmaya hazır bir koca. Bence evliliği kurtardılar, geçmişi de Gedelli’nin gerisinde bıraktılar.
-Gönül Dağı, ilk bölümünden itibaren izlenme rekorları kıran, sosyal medyada da çok ses getiren bir dizi. Siz dizi ve canlandırdığınız karakterle ilgili mesaj alıyor musunuz? Nergis’e gelen yorumları takip ediyor musunuz?
-Güzel mesajlar alıyorum, evet. Kadroya yeni dahil olmuşum gibi değil de bir aileye gelin gelmişim gibi karşılayan ve sevgisini paylaşanlar var, bu sıcaklık da benim çok hoşuma gidiyor.
-Siz Anadolu hikayelerinin bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?
-Tek kelimeyle samimiyete, üç kelimeyle mutlu hissetmeye özleme bağlayabilirim.
-Siz bir karakteri canlandırmadan önce nasıl bir çalışma yapıyorsunuz? Bir karakteri gerçek kılmak için en önemli unsur sizce nedir?
-Nergis karakteri için fiziksel bir hazırlık gerekmediği gibi zihinsel hazırlık için de vakit yoktu. Yaşadıkça anlamaya, sınırlarını belirlemeye çalışıyorum. Oynarken önceliğim hislerimin farkında olmak ve onları bastırmamak. Çok ölçüp biçerek oynamayı sevmiyorum.
-Nergis ile Arzu Susantez arasında benzerlikler var mı?
-Çok baskın bir benzerlik yok kendini hissettiren, ancak Nergis’in sevgiden beslenmesinde kendimden bir şeyler tabii ki buluyorum. Affediciliğinden de öğrenecek çok şeyim var diyebilirim.
- Anadolu atmosferinde çekim yapmanın size kattıkları neler oldu?
-Sete gidip geldikçe sanki hayatımda bir kepenk açıp kapıyor gibiyim. Hayatımın geri kalanını topluca arkamda bırakma ve nefes alma alanı tanıyor bana başka ve alışık olduğum şehir yaşantısından uzak bir yerde çekim yapmak. Buradayken yalnızca buradayım ve bu beni çok dinginleştiriyor.
-Gönül Dağı setinde yaşadığınız ilginç bir anınız var mı bizimle paylaşır mısınız?
-İlk haftalarda özellikle Bülent’le sahnelerimizde çok ama çok heyecanlanıyordum. Hatta Taylan’ın Nergis’i TVR’nin merkezine ilk kez götürdüğü sahnede kalbim o kadar hızlı çarpmış ki mikrofondan sesini duyup bana bir şey olacak diye endişe etmişler. Sonra gelip mikrofonun yerini değiştirdiler.
-Siz Hukuk fakültesini bitirdiniz ve bilişim hukuku konusunda yüksek lisansınız var. Sizi hukuktan oyunculuğa yönelten neydi?
-Pek çok insandan duyduğunuzdan çok farklı bir hikayem yok aslında. Ben kendimi bildim bileli oynamak istiyordum, ailemse benden hep başka bir altın bilezik bekliyordu. Hukuk okudum, bilezikler takıldı, sonra da ben bileziklerin bir kısmını bozdurup hayallerime yatırım yaptım.
-Oyunculuk dışında senaryo da yazıyorsunuz. Çok Güzel Hareketler 2’nin senaryosunu da yazıp oynamışsınız. Komik skeçler yazmak zordur. Siz normal yaşamınızda da komik misiniz? Size yazmak mı yoksa oynamak mı cazip geliyor? İkisini birarada yürütmek zor olmuyor mu?
- Çok Güzel Hareketler’de hepimiz skeç yazıyorduk, zaten sistem bunun üstüne kurulmuştu. Yazarak ve oynayarak öğrenmeye çalıştığımız bir okul gibiydi. Kendime komik demem biraz komik olur sanırım, ancak skeçlerin kaynağını hep sinirimizi bozan dertlerde aramamız öğütlenirdi, benim de sinirimi bozan derdim çoktu. Bunlar devam ettiği sürece sanırım hayatla gülüşmeye devam ederiz.
-Set dışında neleri yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz neler? Sosyal medyayı çok iyi takip ettiğinizi biliyoruz. Yorumların hepsine cevap veriyor musunuz? Sizce sosyal medyanın yararları olduğu kadar zararları da var mı?
-Dünyanın herhangi bir yerinde olmak, bir yerlerde fotoğrafını gördüğüm bir manzarayı kendi gözlerimle görüp onu kendim fotoğraflayabilmek ruhumu en çok doyuran en büyük tutkum.
Sosyal medyayı seviyorum, ancak çok duygusal olduğum için de kendimi ona fazla kaptırmamaya çalışıyorum. Yorumları görüyorum, ancak genelde cevap vermiyorum. Benim gibi insanlar için zararı yararından büyük bence.


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.