BİR ŞİİR, BİR ŞARKI BİR FİLM VE MÜTHİŞ ÖYKÜ

 

 

Bir yandan “Öğrenmenin yaşı” yoktur sözüne sığınıyorum, ama öte yandan “Ayıp!. Bu yaşa kadar çok bilinen bu hüzünlü hikayeyi nasıl bilmezsin” diye kendime kızıyorum… Sonuçta çok duygulandığım bu olayı  bugün internette gezerken öğrendim ve sonra biraz araştırdım.

İzninizle biraz ön bilgi vereyim…

Gençliğimde izlediğim, sanırım 1965 ya da 66…Başrollerini Türkan Şoray ve Tunç Okan’ın oynadığı  “Veda Busesi” isimli muhteşem bir aşk filmi izlemiştim…

Hele o şarkı yok mu? Göz pınarlarımızdan yaşlar süzülürdü dinlerken…


vedabusesi_360x480.jpg

Neyse…

Ve ilginçtir hiç merak etmedim şarkının sözleri, bestesi kime ait… Yıllar birbirini kovaladı, bu şarkı zamanla dilimizden düşerken sevgili Tarkan son çalışmasında bunu tekrar gönüllerimize, kulaklarımıza yerleştirdi…

İşte yıllar sonra öğrendiklerim karşısında hem kendimden utandım, hem şaşırdım…

Meğer şiir ünlü hece veznini savunan ünlü şair Orhon Seyfi Orhon’a aitmiş… Ama bu şiiri ders kitabımızda yoktu ve Edebiyat öğretmenimiz de o günlerde çok söylenen bu şarkının sözlerinin ünlü şairimize ait olduğunu bilmiyordu demek ki…

Ve geldik bugüne, beni utandıran bugüne…

Okuduklarıma göre Orhan Seyfi Orhon bu şiiri, kanserden kaybettiği kızının ardından yazmış… Beynimden aşağı kaynar sular döküldü… Hiç duymamıştım…

Şiiri Yusuf Nalkesen’in bestelediğini yıllar içinde öğrenmiştim, ama 1951 yılı olduğunu da yeni öğrenmiştim…

Şimdi, yaptığım araştırmada, “Veda Busesi’nin hüzünlü hikayesini anlatan, yazarının kim olduğunu bulamadığım yazıyı sunuyorum:

 

“VEDA ‘NIN  ÖYKÜSÜ


Babası kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, kızının bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca kızına doyasıya sarılmayı düşünüyordu ….

Kızı perişan halde görünüyordu. Gözleri hemen yaşaran baba, kızının bu halini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını kızının alnına koydu. Öpmedi çünkü öpmek çok kısa bir andı. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti….

Biraz daha dursaydı gözyaşları kızının yüzüne damlayacaktı, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Kız o kadar bitkin düşmüştü ki çok kısık bir sesle, " Şu son anlarımda senden bir şey istiyorum babacığım, dedi. Ben öldükten sonra hiç ağlamayacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, anlaştık mı?" dedi .

Baba imkansızı isteyen kızına baktı, ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu.. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü. Hıçkırıklar içinde kızını kucağına aldı. Kızının cansız bedeni hala ateşler içindeydi. ı. İşte o an dilinden bu ölümsüz mısralar döküldü…”

"Veda ", Türk sanat müziğinin şüphesiz en bilinen, en çok sevilen şarkılarından biri... Yusuf  Nalkesen tarafından 1951 yılında bestelendi…İşte bu Orhan Seyfi Orhon'a ait ölümsüz şiirin sözleri:
 

Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

 

Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın

 

Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

orhan_seyfi_orhon-001.jpg

 

VE HERŞEYİ ÇÜRÜTEN MÜTHİŞ İDDAA

Yazımı bitirmeye yakın araştırmamı sürdürüyordum ki, tam ters iddialarla karşılaştım…

Öncelikle, ne şiirin yazıldığı yıllarda ne de şarkısının çok ünlü olduğu dönemlerde ve sonrasında asla “Orhan Seyfi Orhon bu şiiri kanserden ölen kızına yazdı” diye geçen bir ifade, cümle, bir söylenti bile yok… Ne olduysa 2012 yılında olmuş ve internette düşmüş böyle bir  hikaye…

Ve, bunun üzerine araştırmalar da başlamış doğru mu diye…

Ortaya çıkan en inandırıcı ifade ise şu:

 

Orhan Seyfi Orhon’un kanserden ölen bir kızının varlığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Orhan Seyfi Orhon’un Sevinç Şeyhun dışında başka bir kız çocuğunun olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanamamaktadır. Kızı Sevinç Hanım da kanserden vefat etmemiştir…

Nitekim 1972 yılında vefat eden şairin hayat hikayesinde evli ve bir kız çocuğu olduğu yer alıyor… Özetle Veda’nın kanserden vefat eden bir evladın ardından kaleme alınmamış olduğunu iddiası kesinlik kazanıyor…

ÜZÜLEYİM Mİ SEVİNEYİM Mİ?

Eh bu durumda biraz rahatladım… Demek ki, hikaye 2012 yılında sosyal medyaya düşmüş ilk kez… Gençliğim, öğrenciliğim temize çıktı bu durumda…Son 8 sene için ise tek özürüm; demek ki dikkatimi çekmemiş olabilir… Ama sebebi ne olursa olsun, bu muhteşem ölümsüz şiir ve beste için Orhan Seyfi Orhon ile Yusuf Nalkesen’e minnettarım…

NOT;

İzninizle bir başka ünlü şairimiz Abdülhak Hamit Tarhan’la ilgili gerçek bir hikayeyi anlatayım kısaca.

MAKBER

Eyvâh! .. Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.

Çık Fâtıma, lâhdden kıyâm et,
Yâdımdaki hâlime devâm et!

a.-hamit-tarhan-ve-esi-fatma-001.jpg

Dönemin ünlü şairi Abdülhak Hamit’in 1886 yılında Aruzla yazdığı Makber, onun ölümsüz eserlerinden biridir… Hindistan’dan gemi ile dönerken Beyrut’ta veremden ölen eşi Fatma’nın arkasından yazdı bu şiiri…

Ama iddia o ki, Ünlü şair eşi Fatma’nın İstanbul’daki cenaze töreninde bir İngiliz kadına aşık oldu… Ondan ayrıldıktan sonra da Lüsyan Hanım’la tanıştı ve onunla evlendi…

Eee, işte böyle hayat devam ediyor, dünya dönüyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar