Murat... "YOLUN AÇIK OLSUN" DİYOR!

Murat... "YOLUN AÇIK OLSUN" DİYOR!

Dokuz yaşında müziğin büyüleyici etkisi ile tanışan Murat, ilk solo albümü Yolun Açık Olsun ile müzik sektöründe ki yerini aldı.

Almanya'da vokalistliğini yaptığı Grup Beste ile bir çok konser ve organizasyonda yer aldı. Müzik kariyerini ülkesinde devam etmek istedi ve Raks Müzik Prodüksiyonları ile yollarını birleştiren Murat ilk solo albümü olan Yolun Açık Olsun'u müzik severlerin beğenisine sundu.

Albümde sözü ve müziği kendisine ait olan 9 şarkı ve 1 versiyon bulunmaktadır. Bektaş Türk'ün koordinasyonunu üstlendiği albümün mix ve kayıtları Murat Gül masteringini ise Muammer Tokmak üstlendi. Albüm'ün fotoğraflarını Erkut Günel çekti.

Yolun Açık Olsun isimli albümünün ilk klip çalışması İmre Haydaroğlu yönetmenliğinde İntihar Meselesi isimli parçaya çekildi.

Gaziantep'den Almanya'ya oradan da yeniden Türkiye'ye uzanan müzikal bir yolculuk.

MURAT''YOLUN AÇIK OLSUN'' DİYOR

Antep'in Bozcayazı köyü...Yarı karanlık ve loş bir oda da, gaz lambalarında titreyen alevlerin saldığı gaz kokusu arasında dünyaya gelen bir çocuk. Evet bir hikaye gibi olsa da, bu şekildeymiş Murat'ın dünyaya merhaba deyişi.

''Ağıtlar yakılır doğuda gece gündüz. Fakirlik ve sefalet hat safhada olunca sinesi yanar insanın. Dokuz ay boyunca anne karnında duyduğum ağıtlar ve ezgiler, ve bilinç altıma yerleşen namelermi acaba beni bu şekilde hassas kılan. Belki de bu sebeptendir ne zaman bir uzun hava veya bir ağıt sesi ilişse kulağıma duygulanır ve hüzünlenirim. ''diyor genç sanatçı ve devam ediyor:

''Müziğe merakım çok küçük yaşta başlamış. Dört yaşında duyduğum melodilerin ritmine göre elimdeki oyuncağı sallar ve yere vururmuşum. Ritim ruhu yani. Ben elbette bunların farkında değildim. Irsi deseler gülerim. Çünkü ailede bir tane müzisyen yok. Okul yıllarımda müzik öğretmenimize öyle kızardım ki, hala hatırladığım zaman ruhum sıkılır. Ben bir an önce enstrumanımın başına geçip bir şeyler çalma hevesindeyken, öğretmenimiz bizlere Mozar'tın eserlerinden, doğduğu ve büyüdüğü yerlerden anlatırdı. Sonra Antonio Vivaldi ile devam eder ve Johann Sebastian Bach'la sonuçlandırırdı. Ve yine bir şey çalmadan ve şarkı söylemeden ders kaynamış olurdu. Elbette müziğin de bir tarihi vardır, ama müziği tarih değil biz yaşatmalıyız derdim içimden.

Bana zevk vermeyen ve aslında nefret ettiğim okul korolarına katılırdım. Sadece kendimi göstermek ve taktir edilmek için. Çünkü derslerim zayıfdı. Başarılı olduğum sadece üç bölüm vardı. Müzik, beden dersi ve ressamlık. Bu bölüm o yıllarda okulumuzda özel olarak sunulmaktaydı. Geri kalan dersler hiç umrumda değildi. Böylece yıllar geçti. Çeşitli hocalardan ritim gitar, flamego gitar ve piyano dersi aldım. Sanıyorum onüç yaşında şiir ve söz yazmaya başlamıştım. Sonra herşey yerini bestelere bıraktı. Ergenlik çağıma girdiğimde. Her genç gibi karşı cinsi keşfetmenin heyecanı bana onlarca beste yapmamı sağlamıştı. ''Almanya'da insanın arkadaşları farklı oluyor. Biri Zenci, biri İtalyan, biri İspanyol, biri Hindistanlı vs. Akşamları buluşur her birimiz eline sevdiği enstrumanını alır farklı desenlerde farklı tarzlar çıkarırdık ortaya. Çeşitli gruplarla birlikte çalıştım. Jazz ve Blues hastasıydım. Çevremde öyle muhteşem müzisyenler vardı ki, onlarla vakit geçirmekten ve bir şeyler öğrenmekten inanılamaz zevk alırdım.

Bir ara Türk müziğinden tamamen kopmuştum. Nefret ediyordum. Taklit ve özenti hat safhadaydı Türk müzik piyasasında. Özünü ve geçmişini unutmaya ve bastırmaya çalışan taklitciler çıkmıştı meydana. Yapmacık hareketlerle Amerikan sanatcılara benzemeye çalışarak çektikleri kliplerle gülünç duruma düşüyorlardı. Evet o dönemler nefret etmiştim Türk müziğinden. Nasıl bir Adriano Celentano İtalyan müziğini dünyaya sevdirdiyse, nasıl bir Ofra Haza kendi tarzından taviz vermediyse, biz Türkler niye bunu başaramayalım diye düşünüyordum.

Bence hiçbir ülke Türkiye kadar zengin bir müzik kültürüne sahip değil. Karadenizin horornu, egenin harmandalısı, iç anadolunun misketi, doğunun halayları vs.

Batı müziğine ilgi duymak elbette hata değil. Ben de Almanya'da bu tarz müzikle büyüdüm ve çok seviyorum. Benim için önemli olan kendi tarzımızdan taviz vermeden bunları harmanlaya bilmek. Bir Amerikalının söylediği şarkıyı Türkçe seslendirdiğinizde gülünç bir şey çıkıyor ortaya. Uymayan kafiyeler, şarkının şan bölümüne sıkıştırılmaya çalışılmış sözler....

Bugün sözü ve müziği bana ait 300'e yakın bestem var. Türkçe ağırlıklı Almanca ve İngilizce eserler de bulunuyor içinde. Ama maalesef bunları piyasaya kazandırmak bile güç Türkiye'de. Almanya'da ki müzik kanalları bir klibi yayınlamak için hiçbir ücret talep etmezken, bu bizim ülkede tam tersi maalesef.

Bir beste nasıl mı yapılmalı?

Her şiirin bir karakteri. Her Şarkının bir hikayesi. Ve her bestenin bir geçmişi vardır. İnsan başını kaldırıp da bir baksa kainat kitabına, anlar eşref-i mahlukat olan insana neler sunulduğunu. Çünkü içinde yaşadığımız binbir güzelliklerle süslenmiş dünya, geceleri bakmaya doyamadığımız yıldızlar, gizemli toz bulutlarının ve gaz tabakalrının arasından milyarlarca ışık yılı uzakta Hubble teleskopuna inanılmaz güzellikte, rengarenk yansıyan gezegenler ve galaksiler, hepsi bir denge ve bir ahenk içerisinde başlı başına ne güzel bir beste ne güzel bir şiir. Birbirine ne zıt ne ters.

Bir çiçek güzelliği ve duruşuyla gözümüze yansır. Ama bu güzellik sadece gerçeğin bir yansımasıdır. Maarifet lisan-ı haliyle dile gelen çiçeğin, güzelliğini nereden aldığını, yani kaynağını keşfetmek.Bir insanın yüzünde bir tebessüm veya bir hüzün görürüz, ama ne kadar samimi olduğunu ancak işin özüne indiğimizde anlarız.

Kalpten gelen sözler kalbe kadar iner, aksi taktirde kulaktan aşağısını geçemez. Çevremize baktığımızda çok şey görebiliriz. Maarifet baktığımızı kalp gözümüzle de göre bilmek. Bu sebebten insanın halet-i ruhiyesi ne ile beslendiyse, yazdığı beste de o dur....Depresyona girmiş bir insandan mutluluk ifadeleri beklenemez. Ama insanı kolayca depresyona soka bilir. Bir ateş varsa içinde ilk önce sahibini yakar. Yani ilk önce kendimiz yanmalıyız. Bir besteye değer kazandıran sözleri değildir, manevi boyutta içine akan duygulardır. Bu şekilde basit bir söz bile eğer duygu yüklü ise insanı etkiler.

2012 bana neler getirecek. Benden neler götürecek bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Çıkardığım bu ilk albüm ve yazdığım şarkılarla kalplerinizde ufak bir yer edinirsem ne mutlu bana.

İnsan sevdikçe yazar, sevdikçe söyler, sevdikçe besteler...

Sevmek gül olmaktır....Sevmek kul olmaktır...Sevmek kül olmaktır.....

Sevgilerimle, Murat.....

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.