BU AKŞAM Kİ TANITIM İÇİN 1 MUHABİR İSTİYORUM

Seyhan ERDAĞ

Manav tezgahının önündedir bayan ya da erkek müşteri, tezgah sahibine hitaben "1 kilo erik" istiyorum der, sonrasında da ihtiyaçları varsa devamını getirir "2 kilo domates istiyorum, 1 kilo da sivri biber" hepimizin bildiği bir alışveriş şekli işte...

15 yıllık gazetecilik hayatımda alışkın olmadığım ise gelen bir mailin başlığı, "bu akşam ki tanıtım için 1 muhabir istiyorum" diye başlıyor. Vay Vay Vay! Manavda mısın kardeşim! Gazeteci manavda satılan sebze-meyve mi? Nerede saygı, nerede sevgi, nerede incelik-kibarlık? Kanal müdürü olsan acaba söyleyebilir misin böyle bir şey, böyle bir davet şekli var mı, hitapta bulunabilir misin böyle diye düşünüyorum, hemen kendi kendimi yalanlıyorum. Bağlı bulunduğum Show Tv'mde Sn. Genel Müdürüm Saner Ayar'dan bir kez bile duymadım-görmedim böyle bir üslup. Eeee o zaman sen kimsin, yoksa insan değil misin?

Niye değindim şimdi bu konuya? Saygıyı, sevgiyi, dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliğini, inceliği unuttuk... Unuttuğumuzu hatırlatmak istedim...

***

Popstar Alaturka'nın finalinde Bülent Ersoy bir miğfer takmış... Yakından bakınca miğfer, uzaktan ekrana bakınca çıfıt çarşısı da deseniz uyar, etrafındaki tülü fil kafasına benzetseniz de uyar, yani ne deseniz uyar...

Bu kadar uygunluğun yanında, uymayan tek şey Bülent Ersoy'un yardımcılarının oradaki gazetecilere fısıldadıkları. 200 bin YTL imiş bu tüllü miğfer. Yine burada şaşkınlık belirtisi olarak vay vay vay diyeceğim! Ama Bülent Ersoy adamlarına böylesi bir atmasyon yaptırmakta çok haklı! Zira oradaki gazeteciler arasında 200 bin YTL'yi siz hiç 1 kez takacağınız birşeye verir misiniz diye soran olmadıkça, madem 200 milyar verdiniz maliyeye bir haber verelim de sizin şu faturalarınızı bir incelesin bu değirmenin suyu nereden geliyor diyen olmadıkça ya da ya da yakından gördükleri halde miğferin altın olup olmadığını ayıracak gazeteciler olmadıktan sonra, siz böylesi atmasyonlar yapmakta yerden göğe kadar haklısınız...

***

Ebru Yaşar'ın yeni albümü çıkıyormuş, stüdyoda yatıp kalkıyormuş, albüm öncesi magazin sayfalarına haber olmak için de "etrafı çok boş bıraktım" diye bir açıklama yapmış...

İlahi Ebru Yaşar, çok güldürdün beni... Sanat adına neler yaptın ki bu zamana kadar, etrafı boş bırakmış olasın? Sen yokken kimler sanat adına bir şey yaptı ki, hayıflanasın...

Tek hatırladığım Dinçer Azaphan diye ailesi zengin iri-yarı bir sevgilin vardı, o şimdilerde sosyete sayfalarında adı sıkça geçen çoluk-çocuk sahibi bir hanımla birlikteymiş o kadar. Yoksa sen etrafı çok boş bıraktım diye bundan mı bahsediyorsun?

***

Kibariye'nin albümü...

Yıkılıyor tek kelimeyle...

Pek çok şarkı var içinde daha önce başka yorumculardan dinlenen. Ben farkında değilmişim o şarkıların meğerse... Meğerse Kibariye'nin okuması gerekiyormuş...

Sinan Akçıl imzalı, İzel'in önceden okuduğu "Anlayamazsın" albümün 5. şarkısı, muhteşem ötesi yorumlamış Kibariye. Osman Tan Erkır, Kibariye'nin eşi Ali'ye söylemiş, Anlayamazsın Ebru Gündeş'in favori şarkısıymış. Repeat tuşuna basıp, sürekli Anlayamazsın'ı dinliyormuş Gündeş.

Yalın'ın "İstanbul benden büyük" şarkısı... Dediğim gibi, ben bu şarkının varlığığın farkında Kibariye sayesinde vardım. Ferhat Göçer okumuştu ilk "Yastayım" yahu bu kadar mı süper okunur, tüyler diken diken oluyor.

Tek merakım, Kibariye niçin sıfır şarkı okumuyor diye... Sonra diyorum ya meraktan ya meraktan başına bir şey gelmesin, otur oturduğun yerde... Şarkıların farkına vardın işte...