BU KADAR ÖLÜM YETER!

Erol IŞIK

Bu yazıyı o korkunç depremlerin dokuzuncu günü yazıyorum.

Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Ne televizyonu açmak ne de telefona bakmak istiyorum.

Çünkü her baktığımda ölüm çıkıyor karşıma.

Yıkık binalar, feryat eden yakınlar, kurtarma operasyonları, ölen ve yaralananların sayıları, siyasilerin çekişmeleri, binaların neden yıkıldığı, benim binam sağlam mı endişesi…

Daha sayamayacağım bir sürü korku ve endişe dolu sahneler…

Gözlerimi kapadığımda yol kenarındaki tarladan mezarlığa çevrilmiş ve her mevtanın başına dikilmiş tahta mezar taşları, yol kenarlarına atılmış yardım malzemeleri, yarısı yıkılmış ya da ayakta kalan ancak yağmalanan dükkanlar, marketler…

Neye hizmet ettiği bilinmeyen asılsız sosyal medya açıklamaları…

Bir anda tatil edildiği için uzun süredir evde olan çocuklarımızdan uzak tutmaya çalıştığımız deprem sohbetlerimiz.

Hesap sorulacak, bir daha bu yanlışlar yapılmayacak konuşmaları…

Gördüğünüz ve okuduğunuz gibi saymakla bitmiyor.

Daha aklıma gelmeyen neler vardır neler…

* * *

Artık içimden büyük bir isyan yükselmek üzere olduğunu hissediyorum.

Bu kadar ölüm yeter!

Kahramanmaraş ve Elbistan’da açıklanan 30 binin üzerinde ölü ve 80 binin üzerinde yaralı sayısı var.

Ama 85 milyon öldü 10 günden beri…

Elleri yüreklerinde ölü sayısı artmasın diye dua edenler aslında kendileri öldü farkında değiller.

Orada 80 binin üzerinde yaralı var ama hepimiz yüreğimizden yaralandık.

Akrabasını ya da arkadaşlarını kaybetmeyenler bile bir dostunun akrabasının acısıyla dertleniyor, enkaz altında kalan bir arkadaşının yakını için endişeleniyor, sağ çıkması için dua ediyor.

Evet, acılar paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça çoğalır.

Depremden etkilenen her bir canın acısını paylaşıyorum, her bir can için endişeleniyorum.

Ama gerçekten bu kadar ölüm yeter!

* * *

Belki birileri kızacak, belki en yakın dostlarım bana küsecek ama 5 Şubat’ı özledim.

Elbette 5 Şubat’ta yine bu ülkenin birçok sıkıntısı vardı.

Elbette 5 Şubat’ta her şey güllük gülistanlık değildi.

Ama bu kadar ölüm ve endişe yaşayınca 5 Şubat’ı özledim.

Gelen gideni aratır derler…

Neredeyse pandemi günlerini arayacağım.

Sabrımın sonuna yaklaştığımı hissediyorum.

* * *

Belki de olası Marmara depreminde ben de enkaz altında kalacağım, belki de öleceğim.

Ben ve benim gibiler için de bu kadar uzun yas tutmayın sakın!

İnanın, ölenler de benim gibi düşünüyordur.

Biz gittik diye bu kadar yas tuttunuz, teşekkürler, işinize gücünüze bakın artık diyorlardır.

Ölenle ölünmüyor, bu kadar ölüm yeter!

* * *

Yassa yas, tuttuk işte…

Ölümse ölüm, her türünü gördük işte…

Yaralıysa yaralı, çoğunu sardık işte…

Yıkık binaysa söz veriyoruz o enkazları yeniden yapacağız işte…

Her yanımız ölüm oldu, üzüldük, kahrolduk hem de çok kahrolduk işte…

Çok daraldık işte!