BU TREN GARLARININ ROMANINI YAZARIM

Hulûsi TUNCA

Üzerine ışıklar yağsın.. Nurlar içinde yatsın; Abdullah Yüce'nin unutulmaz bir şarkısı vardı. Sözleri ve bestesi Naci Tekteyl'e ait olan 'Uzayıp Giden O Tren Yolları'..

'Uzayıp giden o tren yolları/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uğurlar kızları nazlı dulları/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uzayıp giden o tren yolları/ Bir beyaz mendilin sallanışını/ Unutmam o gece ağlayaşını/ Silemem coşkunum gözüm yaşını/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uzayıp giden o tren yolları..'

Bakırköy Tren İstasyonu'nda beni Yenikapı'ya götürecek olan Sirkeci treninin gelmesini beklerken dolandı dilime.. Baktımmm.. baktımmm;

'Ben bu tren garlarının da.. Tren istasyonlarının da.. Hikayesini değil, romanını yazarım' dedim.. Yeter ki; akşamları saat 21'den sonra şöyle bir takılayım.. Aman Allahım aman.. Ne yaşanmış hikayeler çıkar biliyor musun? İstanbul Hanımefendisi iki teyze.. Tren garına gelmiş.. Soldaki gişedeki genç kıza soruyor:

-Kızım; soldaki gişelerden soldan giden trenlere mi bilet alınır?

Yani demek istiyor ki.. Sirkeci yönüne giden trenler için buradan mı bilet alacağız?.. Ee teyzem haklı.. Sağda da bir gişe var ki tam Florya yönünde. Ne malum oradan alınan biletin o yöne giden trenler için geçerli olmayacağı.. Di mi ama..

Bu arada rahmetli Fikret Kızılok'ın 'Why High One Way' [Türkçe okunuşuyla 'Vay Hayvan Vay' şarkısındaki..] 'vay hayvan vay'larından birisi.. Kendini delikanlı sanan bir 'delikanlı bozması'.. Ne 'delikanlı bozması' yaa 'it'in teki işte.. Gencecik, tazecik bir genç kızın elini kolunu nasıl da sıkmakta.. Nasıl da hakaret etmekte.. Şeytan diyor Cüneyit Abi gibi bi naralan; 'Bırkak len kızın elini kolunu..' Aman şeytan bu? Doldurur moldurur! İliş'e'miyorum..

Sonraaaa; bir genç kız irisi geliyor; gişedeki kıza soruyor 'Metrodan geçer mi?..' diye..

Sorusu öyle gabi ki.. Kahkaha atarken gözgöze geliyoruz.. Utanır gibi oluyor ama öyle gülüyorum ki.. O da gülüyor ve de hemen düzeltiyor:

-Merter'den demek istemiştim..

Eee; Merter'e uzanan bir tren yolu henüz yapılmadı ki..

Kız gene bir gaf yaptığının farkında.. 'Yaaa.. Ben de Zeytinburnu'na gider, oradan Merter'e geçerim..'

Bak bu dediği makul; e-kolay.. Pardon o kolay.. Alıyor, jetonunu geçiyor turnikeden.. Anında cebi elinde ya da eli cebinde..

'Aşkııııımmm; trenle Zeytinburnu'na geliyorum, beni oradan al..'

O sırada bir delikanlı geliyor, ateş istiyor.. 'Erkek hemşire' sanıyorum ki değilmiş.. Ateş istedi ya.. Eskiden.. Milat'tan pardon 'sigaradan' Önce hayatta; sigaramı ateş niyetine vermezdim.. Alacak, tam filtresinden tutacak.. Peki filtreden tutan o ellerin az önce, neleri tuttuğu ne malum.. Çıkarıp çakmağımı yakardım.. 'Sağol abi' deyip giderlerdi.. Bu gecekine de 'Bıraktım be annem..' dediğimde o da güvenlikten sorumlu delikanlıya doğru seyirtmişti..

Ah be tren gel artık.. Hah.. Geliyor işte.. Akşamın 21.30 treni.. Boş mu boş.. Sağ yanımda bir genç kız.. Yol veriyorum; teşekkür ediyor.. Oturdum.. Tam karşımda ihtiyar mı ihtiyar, ak sakallı bir emice [yani amca].. Kara poşette bi şeyleri var ama çözemiyorum.. Ama şapkası hemen dikkatimi çekiyor. Belli ki bir süpermerketin 'promosyon' dağıtımından.. Alnında şöyle yazıyor:

'Temiz Market..'

Amcam mı?.. Dünya umurunda diiiil? Hiçbir şey de umurunda değil.. 'Temiz Market' şapkalı amcam; burnunu karıştırıyor!

'Eh' diyorum 'İnsanları, düzeni, barışı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği karıştırmasından iyidir..'

Yenikapı'dayım.. Hey gidi Gar Gazinosu heyyy.. Çocukluğumda, gençliğimde az mı gitmiştim.. Yıllar var ki ilk kez kapısındayım.. Kapıdaki 'amca' buyur ederken, bir yan bakışla da 'Nereyi aramıştınız' anlamında bir göz ucu teyeti geçiyor..

Nereyi aramıştım?.. Yenikapı Askerlik Şubesi'ni.. Henüz askere gitmedim de.. Olummmm; manyak mısın, askerlik biteli yıllar olmuş.. Kimi arayacağım; Selçuk Alagöz'ü..

'Haa' diyor otopark görevlisi kılığına bürünmüş kapı görevlisi 'Hele buyur şöyle..'..

Parlak neonlarla kaplı girişin ardından 'Salonu biliyorsunuz şöyle buyurun' diyor.. Kardeşiiiim; nereden bileyim salonu.. HEY Dergisi kapanalı yıllar olmuş, ben; gazinolara nokta koyalı yüzyıllar olmuş.. Neyse; giriyorum içeri.. Bir turist güruhu.. Her milletten.. Her renk ve her ırktan.. Sahnede; bir oryantal.. İncecik mi incecik.. Hani biraz daha kıvırsa o beli var ya, çıt diye kırılıvericek.. Neyse ki beklediğim olmuyor?

Haa bu arada 'seçkin davetliyim' ya.. En ön masalardan birine kuruluveriyorum şef'in eşliğinde..

-Size ne yapayım?

-Terbiyesiz; ben size ne yapayım?

-Onu demek istemedim efendim 'sıcak' olarak ne alırdınız?..

-Vallahi Çeşme olur Kuşadası olur.. Antalya olur.. Kemer olur..

-Aynalı Kemer mi?..

-Yok 'Gökyüzünde Yalnız Gezen yıldızlar..'

-Abi ne söyliyceksen söyle de gidiiim.. Bak turistler beni bekler..

-Anacım sen onları bekletme.. Bana buzlu bir duble aslan sütü ver.. Yanına da biraz meyve.. Pardon burada sigara içilmiyor mu?

-İçilmez mi beyim?

-Ama havada bulut yooook!

-Bakmayın siz o Caponlar'a.. Asla cigara içmezler.. Ama siz için..

-Yok yaaa.. Valide Hanım güzeller mi?

Derkeeen.. Selçuk Alagöz ve eşi uzaktan geliyor inceden.. Öpüşüyoruz.. Oturuyoruz.. O da rakıcığını söylüyor, meyvesiyle birlike.. Bir muhabbet bir muhabbet..

Koca salonun ortası Capon turist dolu.. Sırada daha ne porogramlar varmış ne porogramlar.. Ama o da ne.. Bir anda sanki domuz gribi bulaşmış gibi hepsi birden ayağa kalkmaz mı?..

'Alıştık' diyor Selçuk Abi.. 'Rehberleri 'Kalkın' dediği anda hepsi kalkar.. Bunlar için rehber; haşa Allah gibidir.. Örneğin soğuk meze tabağınız geldi.. Rehberiniz dedi ki:

-Tabaktaki zeytinyağlı dolma hariç hepsini yiyebilirsiniz..

Bir saat sonra mutfağa; 100 soğuk meze tabağı gelir.. Her şey silinip süpürülmüş, 100 adet zeytinyağlı dolma hariç..

Moraller bozuluyor elbette yarı yarıya boşalan salon karşısında ama yapacak bi şey yok.. Sonra Kafkas ekibi geliyor.. Ardından bir oryantal daha.. Ve Selçuk Alagöz.. 72 milletin şarkısını 72 dilde söylüyor! Saatler; gece yarısını çoktan aşmış.. Birsen Abla; kulisteki odaya gidiyor bi şeyler almaya.. Ben de Selçuk Baba'ya 'Son treni kaçırmiiiim' diyorum.. Ve 'rehber' kardeşler' uğruna içine edilen bir geceye veda edip.. Gar gazinosundan çıkıp.. Bakırköy'e giden son trene doğru.. Yürüyorum..

Gene o türkü dilimde;

'Uzayıp giden o tren yolları/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uğurlar kızları nazlı dulları/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uzayıp giden o tren yolları/ Bir beyaz mendilin sallanışını/ Unutmam o gece ağlayaşını/ Silemem coşkunum gözüm yaşını/ Açılıp sarmayan yarin kolları/ Uzayıp giden o tren yolları..'

hulusi.tunca@magazinkolik.com