DENİZ SEKİ ARAMIZA BİR AN ÖNCE DÖNSÜN AMA?

Ece Gürsel

Herkese sevgi ve selamlar,

Bir önceki yazımdan bugüne, yine gündemimiz bir hayli yoğun? Maalesef ki bu camiada olup da acı tatlı olaylar yaşamamak çok güç. Tam, başarılı bir olaya sevinirken; ardından başarılı insanların, kendi hayatlarına verdikleri zararlardan dolayı üzülüyoruz?

Arada her ne yaşanırsa yaşansın, hep gönül insanı oldum ben, mutsuzluklardan mutlu olmadım, ağlayan düşmanım bile olsa, onunla gözyaşı dökecek kadar yürekli olmayı başarabildim? Ne mutlu bana?

Evet, yazdıklarımdan da anlaşıldığı kadarıyla, Deniz Seki konusundaki üzüntümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabi bu olayların ardından yine mikrofonlar bana uzatıldı. Nedenini hala bilemesem de? Seneler önce, tek bir resim karesinde olduğum o malum şahıs yüzünden, o isimlerin arasına girdim ve onlarla alakalı her türlü olayda da bana yöneltilen sorulara maruz kalmak zorunda kaldım. Aslında söyleyecek hem çok şey var, hem de hiçbir şey yok? Bu nasıl bir duygudur ki, anlatamıyorum işte kelimeler yetmez? Üzgünüm, şaşkınım? Olmamalıydı, sonu bu kadar acı noktalanmamalıydı. Benim söyleyeceğim, Deniz Seki'nin bir an önce aramıza eskisinden daha güçlü bir şekilde dönebilmesi? Ama aynı hataları tekrarlamamak kaydıyla? Eğer yine duygularına yenik düşerse toparlaması mümkün değil. Sonu bizler için daha da acı olabilir. Doğru bir strateji ile aşılamayacak sorun yok. İçinde bulunduğumuz ortamda kalıcı olmak istiyorsak duygular ara sıra rafa kalkmalı, yoksa bu camia kimleri misafir etmedi ki? Önemli olan bu piyasada misafir değil, ev sahibi olmayı başarabilmek? Sevgili Deniz Seki, sol ayak bileğimde yazdığı gibi, senelerdir hayat felsefem olduğunu söylediğim; "beni öldürmeyen acı , güçlendirir." Güçlü durman dileğiyle?

Bu üzücü olayların ardından, biraz başarılardan bahsetmek istiyorum. İlk olarak anlatacağım, BKM' de seyretmiş olduğum "Sürmanşet " isimli tiyatro oyunu. Tardu Flordun, Dolunay Sert, Erkan Can, Ceyda Düvenci ve Beste Bereket, bu muhteşem oyunun oyuncuları. Birbirinden yetenekli bu oyuncular ile oyunu yazan sevgili Sinan Tuzcu ve yönetmen Arif Akaya bir araya gelince, ortaya kapalı gişe oynayan bu oyun yani "Sürmanşet" çıkıyor. Tek kelimeyle, vurucu? Muhakkak izlemenizi tavsiye ediyorum.

Tiyatronun ardından sinemaya geçmek istiyorum. "Beyaz Melek" filminde elde ettiği başarıdan sonra, hiç vakit kaybetmeden ikinci filmi için kolları sıvayan Mahsun Kırmızıgül, geçtiğimiz günlerde yeni filmi "Güneşi Gördüm" ile izleyicilerle buluştu. Gerek izleyicilerden gerekse eleştirmenlerden tam not alan Kırmızıgül' ü bizzat arayıp tebrik ettim. Bu nasıl bir anlatım, nasıl bir yürektir. Harikaydı, filmde her duygu tadındaydı. Çok beğendim? Eline, yüreğine sağlık sevgili Mahsun?

Efendim, bu başarıların ardından kendi alanımdaki başarılara geçmek istiyorum. 2 Mart günü Ankara'da sevgili Yasin Soy'un gerçekleştirmiş olduğu "Başkent Moda Günleri" yine tüm ihtişamıyla göz doldurdu. Tatsızlıkların da yaşandığı moda günleri, -günleri diyoruz ama- sadece bir gün sürdü. Oysa eskiden iki güne bölünürdü. Biz ise bu kadar yorulmazdık ve maalesef, defile esnasında bir meslektaşımızın 'bayılma' olayı ile günlerce konuşulmazdık. Kriz her sektörü derinden yaralıyor işte? Özellikle, özel sektöre giren bizleri? Ama sonuç olarak, Yasin Soy her zamanki gibi muhteşem bir iş çıkardı. Nice 'Başkent Moda Günleri'ne sevgili Yasin, tabi ki beraberce?

Sanatçıyı, modeli, daha doğrusu emek veren herkesi işine daha fazla bağlayan sebeplerden biri de, şüphesiz ödüllendirilmesidir? Radyo Evi Derneği (RADEV) tarafından düzenlenen RADEV'08 ARTI Ödülleri, 11 Mart günü Ankara Kocatepe Kültür Merkezi'nde düzenlenen muhteşem bir organizasyonla sahiplerini buldu. RADEV Genel Başkanı Yusuf ERBAŞ (By SEMPATİK) radyocuların gözüyle yılın en pozitif kişilerini onurlandırdıklarını söyledi. 'Negatifi Pozitife çevirenler' ödüllerine tanınmış bir çok isim layık görüldü. Bunlardan biri de benim. Yılın mankeni ödülüne beni layık gördükleri için, RADEV'E sonsuz teşekkürler?

Yazımı yine, size tavsiye edeceğim bir kitapla noktalamak istiyorum. Geçen yazımda, "Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi kıracak bir balta olabilmelidir." diye yazmıştım. Son okuduğum kitap, Günübirlik Acı ( Françoise SAGAN ), bende aynen bu etkiyi yarattı. Fransa'nın klasik yazarları arasında yer alan SAGAN, romanlarındaki kurguları çoğunlukla, beraber olan bir erkekle bir kadın ve onların dışındaki üçüncü bir kişi üzerine kurar. Yalnızlık, acı ve hüzün, yazarın ana temalarıdır. Bu kitapta ise, ana karakter, kansere yakalandığını ve 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir. Genç adam, içine kapanmak ve hayata küsmek yerine, bu sorunu yakınlarıyla paylaşmaya, onların tepkilerini, aralarındaki ilişkilerini sınamaya karar verir. Bütün düzeni altüst olan genç adamı daha birçok sürpriz beklemektedir? İnsanın kendisiyle hesaplaşmasını kolaylaştıran bir kitap? Umarım sizler de beğenirsiniz?

Nefes aldıkça birçok olayla karşılaşıyoruz işte? İyi ya da kötü, önemli olan ders almak? Önce kendi içinle daha sonra da hayatla savaşabilmek? Aslında her şeyin bir düşten ibaret olduğunun, bizim bu evrende sadece misafir olduğumuzun bilincine varıp, ona göre yaşamak, bu zor hayatın sırrı? Bir an önce içinizdeki gerçeği bulabilmeniz dileğiyle? Yani kendinizi?

Bu sefer sizlere Oscar WILDE'ın bir sözüyle veda etmek istiyorum.

"Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan, yaptığımız hatalara hayıflanmaktır."

Sevgiyle kalın?

ece.gursel @ magazinkolik.com