EKRANLARDA YAZ AYLARININ FOTOĞRAFI

H.FEHMİ KETENCİ

Onbeş gün kadar süren Karadeniz gezisinden sonra bir hafta önce İstanbul'a döndüm ama beni bekleyen bazı sürprizlerden habersizdim..? O tadı damağımda kalan tatilin izlerini kısa sürede siliveren bazı olaylar nedeniyle bir sure Istanbul dışına gitmem gerekti? Bu gidiş süresince, sürekli hareket halinde olmam nedeniyle de yaklaşık bir aydır burada yazmam gereken yazılarımı aksattım.. Bu aksama nedeniyle bir özür borcum olduğunu biliyor ve hoşgörünüze sığınarak özür diliyorum?

Ve kaldığımız yerden devam ediyorum..Ve tabii ki-son aylarda moda olan ve çok sık sık söylenen sözcüğü hatırlatarak-hala kovulmadımsa !.

Olmadığım dönemlerde özellikle de Ağustos sonu ve eylül ayı ülkemiz için oldukça hareketli geçti? Doğal olarak bunların haber ve görüntüleri çok yoğun olarak ekranlara yansıdı..

Bunlardan en akılda kalanı 12 eylülde yapılan Anayasa'nın değişen maddelerine yönelik Halk Oylaması'ydı?.Kesin sonuçlarının açıklandığı bu haftaya kadar ekran gündemlerini, gerek yorumları ve gerekse haberleri ile en çok meşgul eden kurgulardı.

Bu dönemin bir aylık bölümünün Ramazan'a denk gelmesi ile de ekranlarda başka akılda kalıcı programlar öne çıkamadı? Hele hele, bu dönemde eskileri mumla aratırcasına, hemen hemen hiç bir kanalda Ramazan Eğlenceleri'ni yansıtan programlar da olmayınca, Ramazan dönemi ekranların izleyici açısından en verimsiz dönemi olarak hatırlanacak?

Devam eden bir kaç dizi, bir kaç yazlık program ve yaz dönemi için çekilen kısa ömürlü ama ne oldukları anlaşılamayan bir kaç dizi.. Sabun köpüğü gibi kaybolup giden bu programlarda en akılda kalanı Sibel Can'ın Bodrum'da yaptığı konserlerin ekrandan yayınlanmasıydı?

Kalanlar ise; klasik, bütçesi az ve kısa sürede bazıları habersiz olarak ekrandan ayrılıp giden dizi ve programlar olarak televizyon kitapçıklarında küçük birer bilgi notu olmanın ötesinde bir iz bırakamadılar?

Yaz döneminde uykuya yatmış izlenimi veren yayıncı kuruluşlarımızin 12 eylül sonrasında ekrana yansıttıklarına bakılınca görüldü ki, önemli hazırlıklar yapmışlar ve özellikle de lastik gibi uzayıp giden o malüm dizilerin yanısıra, yağmur gibi ekrana akan bir çok yerli yapım hazırladılar / hazırlattılar ve bu yapımlarla ekranlarda boy göstermeye başladılar?

Umarım bu çabalar, emekler boşa gitmez ve reyting canavarına feda edilmezler? Bu arada, bu dizilere bel bağlayan dizi oyuncularımız da hayal kırıklığı yaşamazlar?

Öyle ya, son aylarda moda olan bir uygulama var artık? Büyük umutlarla başlayan bir çok dizi, bir sure sonra reyting denen o doyumsuz canavara feda edilerek habersiz ekranlardan uçup gidiverdiler?

Şa andaki durum ne mi?...

Bir kaç örnekle durumun fotoğrafını çekelim bakalım.. Fotoğraf karemize neler yansıyacak?

DEVAM EDEN DİZLER

Geçen dönemden devam edenlerden; Orhan Kemal'in kitabından televizyona uyarlanan, Kanal D'de yeni bölümleri ile ekrana gelen ''Hanımın Çiftliği'', oyuncu kadrosuna yeni katılanlarla aynı temposunu sürdürebilir mi bilinmez ama bana göre giderek izleyicinin ilgisini kaybedecek gibi görünüyor..

Kanal D'de yayınlanan, Reşat Nuri Güntekin'in eserinden televizyona uyarlanan''Yaprak Dökümü''devam eden dizilerden en çok ilgi çekeni.. İzleyicinin bu diziyi farklı yere koyduğunu gözlemledim.. Aile yaşamındaki güncel olayları yansıtması bu ilginin nedeni.. Bunun ne olduğunu tam olarak çözemedim ama izlenme tutkusu açısından en önde olan dizilerden biri..

Kanal kanal dolaşan ve şimdi de ATV'de ekrana gelen ''Kurtlar Vadisi Pusu'' amacından sapan başladığı çizginin çok uzağında, sözde güncel olayları işler gibi görünmesine rağmen ne yapmak istediği çok net belli olan bir yörüngede, bu dönem de ekranlarda böy gösterecek? Görünen o ki, eski populeritesinden giderek uzaklaşıyor? İzleyicinin belli rahatsızlığı var? Bu dizi ile ilgili söylenecek çok şey var ancak bu konudaki ayrıntılı yorumumu başka bir yazıya bırakıyorum..

Geçtiğimiz dönemde Show TV'de yayınlanan ve tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyerek kanal değiştiren ve bu dönem ATV' de boy gösterecek olan ''Ezel''... Bu diziyi başından beri izlemeye çalışıyorum ama hala doyurucu bir fikir edinemedim.. Aşk-ı Memnu'nun starı Kıvanç Tatlıtuğ'u ve ünlü oyuncu Haluk Bilginer'i de kadrosuna katan Ezel televizyon izleyicisinin kafasını karıştır karıştıra yeni kanalında yoluna devam edecek anlaşılan.. Bu değişim izleyiciyi ne kadar etkileyecek göreceğiz?

Geçen dönemden gelen Kanal D dizisi ''Arka Sokaklar'' polisiye aksiyon, Star TV'de yayınlanan güçlü oyuncu kadrolu komedi dizisi ''Papatyam'', adından bazı olumsuzluklarla söz edilen, yaşanan aşkları meşkleri, ve de geri dönen oyuncuları ile bir karmaşa yaşanan, izleyicinin giderek ilgisinin azaldığı Kanal D dizisi ''Kavak Yelleri'' bu dönem de ekranın gediklisi olacağa benziyor?

Yine geçen dönemden yeni döneme uzayan ATV'de yayınlanan ''Adanalı'' oyuncu kadrosunda sürekli değişim olmasına rağmen başarılı oyuncu kadrosu ile avantür polisiye komedi olarak ilgiyle izlenmeye devam edecek gibi..

Modası geçmeyen konuların bir sosyal gerçek olarak sık sık işlendiği dizilerden biri olan, doğudaki aşiret yaşamının İstanbul'a yansımalarını konu eden ATV dizisi ''Aşk ve Ceza'', çok öne çıkmasa da ilgiyle izlenen bir aşk ve macera dizisi.. Dizinin başarısında; iyi ve başarılı bir performans sergileyen oyuncu kadrosunun yanısıra, son yılların romantik dizi starları sıralamasında başı çeken Murat Yıldırım'ın katkısı büyük?

Ve; geçen dönemden bu döneme devam eden sürükleyici, tempolu ve ''Aşk ve Ceza'' benzeri içeriğiyle ATV ekranlarında devam eden ''Aşk Bir Hayal''. Ağırlıklı olarak Mardin'de geçen ve geleneksel, aşiretler arası çekişmenin sık sık gündeme getirildiği bir aşk ve macera dizisi olarak dikkat çeken ''Aşk Bir Hayal'', tempolu olmasına karşın, senaryo, kurgu ve de abartılı konuları ile dikkat çekiyor.. Yakalanmış olan o yüksek tempoyu devam ettirebilmek uğruna senaryo hataları ile dolu bir dizi.. Çok abartılı ama ilgiyle izleniyor.

Yeni dönem dizileriyle ilgili analizlerimize gelecek yazılarımızda devam edeceğiz diyerek başka konulara geçelim?

SOKAK JARGONU ''YAVŞAK ''MODA MI OLDU. NE!...

Hani hep söylenir, ''sokak jargonu'' sözler.. Bunların bazıları sokaklarda dile getirilen küfürler olarak da adlandırılırlar ama ''sokak jargonu'' genelde dilimize yerleşik neredeyse gelenekksel hale gelmiş sözlerdir?

Bunlardan biri, son ayların moda kelimesi; Yavşak? Köy, şehir hemen hemen her yerde, zaman zaman bir davranışı yererek tanımlamak, çokça karşısındaki ikişiye hakaret etmek ve aşağılamak için dile getirilen bir sözcüktür ki son günlerde sıkça kullanılır oldu..

Yavşak ne demektir? Aslında, bit yavrusu (sirke) demek ama, genelde insanları aşağılamak onlara küfretmek amacıyla kullanılır. Küfürün açılımı ise; başkalarına yaranabilmek için omurgasız hayvan gibi şekilden şekile girmek, yani yalakalık yapmak, değişken davranarak durumu kurtarmak.. Kısacası zayıf karakterli olmak...

Son günlerde; ilk kez Fazıl Say'ın '' ?Toplumun Arabesk Yavşaklığından utanıyorum'' demesiyle gündeme gelen ''Yavşak'' kelimesi özellikle arabeskçilerin yoğun tepkisine neden oldu.. . Burada şunu söylemeliyim ki, ben de Fazıl Say'a bnu söylediğinini genellenmesi haliyle yürekten katılıyorum.. Arebesk Müzik başka, toplumun önemli bir kesiminin Arabesk Müziği aşağılamasına, asla dinlemediğini söylemesine rağmen, her durumda Arabesk Yaşam sergilemesine ne demeli.. Ben çok gördüm; Arabesk Müziği asla dinlemediğini söyleyen, Arabesk söyleyen sanatçıları aşağılayan ama, gece kulüplerinde bir kaç kadehten sonra çalan Arabesk Müzik'le eğleneni.. Ve de çok mutlu olduğunu? Gece kulüplerinde ''zom'' olunca Arabesk yaşamın alasını segilediğini? İçki masalarında en çok Arabesk Müzik çalınca eğlendiğini? Fazıl Say da farklı bir şey söylemedi? Bence bir sokak jargonu olan yavşağın tanımına oldukça uygun bu davranışlar? Aynen, hayatında magazinsiz yapamayan ama biraz palazlanınca magazini kötüleyen, magazin gazetecilerini aşağılayan bazı kendini bilmez, adına sanatçı denenlerin yaptıkları gibi?

Toplumun bir çok kesiminde Arabesk yaşamı görünce Fazıl Say'a kimse kızmasın?

Benim en çok şaşırdığım; sevgili Orhan Gencebay'ın Fazıl Say'a tepki verenlerde başı çekmesiydi.. Orhan Gencebay dostumuz neredeyse ömrünün yarısını ''Benim yaptığım müzik arabesk değil'' diyerek ve bu konuda yoğun çaba sarfederek geçirmiş biridir.. Orhan Gencebay bu tepkiyi verirken anlayamadığım şekilde Arabeskçi olup çıkıverdi?

Son günlerde bu konuda bir söz de Haluk Bilginer'den geldi.. Onun söylediklerine de tanımlaması itibarı ile katılmamak mümkün değil? Ömrünü sanata adamış birilerinin böylesine bir sözü neden söylediğinin analiz edilmesi yerine en kolay olanı yaparak kontrolsuz tepki vermek niye acaba!..

KONSER DEDİĞİN BÖYLE OLUR

Geçtiğimiz günlerde davetli olarak; Başbakanlık Tanıtma Fonu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın maddi katkıları, Çorum Vakfı, Çorum Valiliği ve Çorum Ticaret ve Sanayi Odası'nın ortaklaşa hazırladığı ,Çorum'da 5000 yıllık Hititi Medeniyeti'nin tanıtımı amacıyla düzenlenen üç günlük bir festival organizasyonuna katıldım?

Üç gün süresince, dünyanın en önemli iki medeniyetinden biri olan Hitit Medeniyeti'nin başkenti Hattuşa ve Alacahöyük'te gördüklerim, bize anlatılanlardan duyduklarımla nasıl bir kültür varlığına sahip olduğumuzu bir kez daha gördüm ve böyle bir kültürün mirasçısı olarak gurur duydum..

Bu mirasın asıl sahipleri Çorumluları kıskanmadım desem yeridir.. Kolay değil Dünya'nın en büyük iki medeniyetinden biri olan Hitit Uygarlığı'ndan kendilerine kalan miraslara gereken değeri vererek onlara sahip çıkma konusundaki çabalarıyla gurur duymalılar.. Atalarıyla gurur duydukları ve öylesine büyük bir medeniyetin mırasçısı olarak mutlulukları yüzlerinden belli oluyordu?

Ellerinden geldiğince, tek başlarına, devletten gereken yardımı almaksızın bu güzel mirasa sahip çıkabilmişler.. Çorum'u ve Çorum'da yaşayan herkesi bir karadenizli olarak gönülden kutluyorum..

İşte bu güzel organizasyonun final gecesinde Çorum Müzesi bahçesinde ''Güneşin Bahçesinde Japonya Hattuşa'' adlı muhteşem bir konser izledik..

Hattuşa sahne eseri, bir Avrupa Birliği projesi olan "Kaleidoscopeurope" sivil toplum diyalogu kültürel köprüler programı kapsamında yazılmış, Hitit müzik kültürü içinde yer alan ve çok çeşitli belgelerde tespit edilen onbir çalgı, bu proje çerçevesinde 3700 yıl sonra dünyada ilk kez başlangıcı bu konser olmak üzere yeniden yapılandırılmıştır.

İçinde geleneksel müzik örneklerin de yer aldığı ''Güneşin Bahçesinde Japonya Hattuşa'', senfonik bir anlayışla bestelenmiş ve düzenlenmiş. Hitit çalgıları için yazılmış müzikler için Hattus¸a'nın günümüzdeki yüzü Çorum şehrinin folk müzikleri temel alınmış. Hititli müzisyenler için belgeler temel alınarak özel Hitit giysileri tasarlanmış ve üretilmiş ve tüm bunla o muhteşem gecedeki konser sahnesine, el işi göz nuru özel tasarımlarla ve olağanüstü, hatasız bir koreografi ile yansıtılmış...

Ve sonuç, olağanüstü, sanat aşığı, kültür mirasına sahip çıkabilmenin mutluluğu yüzlerine yansıyan binbeşyüzü aşkın sanayseverin nefesini tutarak izlediği ve sonunda dakikalarca ayakta alkışladığı tarihe imzasını atacak bir konser. O konser gecesi, o sanatsever Çorumlular asla unutulmaz.

Oğuz Elbaş'ın yazıp yönettiği, Ertuğrul Bayraktar'ın bestelediği, Tamer Levent'in sanat yönetmenliğini yaptığı eserde Cihat Aşkın, Çağatay Akyol, Okan Murat Öztürk, Nazlı Eray, Ferhat Erdem gibi solistler ile orkestra Askın Ensemble ile japon saz ve ses sanatçılarının yer aldı. Tamer Levent ve Meltem Keskin Bayur'un tiyatral anlatımları konserin bir başka güzelliğiydi..

Bu güzellikleri yaşatan, emeği geçen; başta Corum Valisi'ne, Çorum Belediye Başkanı'na, tertip komitesi adına organizasyonun düzeni için yoğun çaba harçayan Çorum Vakfı Ankara İli Başkanı alper Bilan'a sonsuz teşekkürler..

Ne yazık ki, bir çok yerde görmeye alıştığımız Kültür ve Turizm Bakanımızı bu güzel organizasyonda göremedik? Davet edilmiş ama gelmemiş?

Bir yazık da, olur olmaz konserleri ekranlara taşıyan televizyonlarımızın, bu organizasyonla ve konserle ilgilenmemelerirne?

Fehmi.ketenci@magazinkolik.com