`İLK DEFA İÇTEN AĞLIYORUM, ÖZLÜYORUM KOMİK ELBİSEMİ, YIRTIK PABUÇLARIMI

Hulûsi TUNCA

Sevgili Barış Manço, Cem Karaca ile birlikte yaptığım bir röportajında 'ölüm'ü şöyle tanımlamıştı:

"Ölüm; yaşam denilen rüyadan uyanmaktır.."

Ve sonunda "yaşam denilen rüyadan" uyananlar arasına üstadımız, ustamız, abimiz, babamız Nejat Uygur da katıldı..

Nejat Baba; yıllar önce "yaşam denilen rüyadan" uyanmanın ilk adımlarından biri olan cenaze törenini, bir şiiri ile bakın nasıl anlatmıştı;

Biliyorum bana değil gelen bu kalabalık

kapılardan taşan kalabalık

gelen meşhurları görmek için

bak o da burda, aa! o da şurda deyip

beni musalla taşında unutanları görüyorum

ve duyuyorum, imamın "nasıl bilirdiniz"?

diye sormasını

bir kişinin bile benim için korkudan kötü

diyemediğini duyuyorum

ve "ben dayanamam" deyip mezarlığa

gelmeyenleri de görüyorum

şaşkınlığım yağıyor toprağın altından

gökyüzüne

ilk defa içten ağlıyorum işte o an

ve sonra aklıma geliyor, özlüyorum

komik elbisemi, yırtık pabuçlarımı...

ve sonra bir üzüntü başlıyor içimde

ve vefasızlığıma kızıyorum; çünkü

seyircilerime haber vermeden gidişime

kızıyorum

ve sonra her kul gibi sevabımla

günahımla Allah'ıma sığınıyorum

Türk Tiyatrosu adına çok çile çeken Nejat Baba döneminin tiyatroculuğunu daha yakından görebilmek ve anlayabilmek adına sizleri tam 31 yıl önce yaptığım bir röportajı ile baş başa bırakıyorum..

Nejat Uygur, özel tiyatroların sıkıntılarını HEY'le paylaştı

'CİBALİ 1945'İ KONUŞMAYA GİTTİK.. BİR DOKUNDUK BİN AH İŞİTTİK!

Özel tiyatroların hemen hepsinin büyük sorunları, büyük dertleri vardır. Yıllardan beri de bu dertlere çare bulunamamış, daha doğrusu bu dertlerle pek ilgilenen çıkmamıştır! Bu tiyatrolar yıllardır kendi kaderlerine terk edilmiş bir durumda yaşamlarını sürdürebilmek ve sorumluluk duydukları seyircilerine bir şeyler verebilmek için didinip durmuşlardır!

Nejat Uygur Tiyatrosu'nda şu sıralarda bir oyun sergileniyor: "Cibali 1945".. Bu oyunu yöneten ve başrolünde oynayan sanatçı ise her kuşaktan insanın çok yakından tanıdığı 37 yıldır tiyatro sahnelerinde olan Nejat Uygur. Sanatçının kendi adına bir tiyatrosu var. Yıllardan beri kendi başına çalışır.

Yazıya başlarken oyunu anlatacaktık. Bir de oyunun yönetmeni ile yaptığımız röportajı sunacaktık. Ancak Nejat Uygur ile konuşmaya başladığımızda ilk açılan konu oyun değil oyunun hangi şartlarda sahneye konulduğu ve ne gibi aşamalardan geçip, izleyiciye sunulduğu oldu. Burada sözü kesip, Nejat Uygur'a kulak veriyoruz:

'Geçtiğimiz yıl "35. Cefa Yılım"ı kutladım. Bir tiyatro salonu buluyoruz. Kontratımızı yapıp elemanları toplayıp, bir oyun hazırlamaya koyuluyoruz. Bir oynuyoruz, iki oynuyoruz, üçüncüsüne fırsat kalmadan mal sahibi binayı başkasına satıyor.

Bizler de açıkta kalıyoruz. Aktöründen gişecisine kadar herkes mağdur oluyor. Oyunlarımız gösterimini tamamlayamadan kesiliyor. Bir yıl bir adreste olan tiyatronun ertesi yıl başka bir adresi oluyor. Tiyatro izleyicisi oyunu izlemeye gelecek ama binayı bulamıyor. Yani bizler her bina değişmemizde yeni bir tanıtım kampanyasına başlıyoruz. Kısaca her yıl sıfırdan başlıyor bir yere geliyoruz. Ne var ki, tekrar sıfıra dönmek mecburiyetinde kalıyoruz.

Size şu anda oynadığımız oyunu örnek alarak gösterip açıklamak istediğim şeyleri anlatmak istiyorum. Bu oyunu yani "Cibali 1945" i eski tiyatro binamızda sergileyecektik. Hazırlıklarımızı tamamladık. Ne var ki bu kez tiyatro iş hanı olacağından yaptığımız hazırlıkların hepsi boşa çıktı.

Şu binayı bulana dek iş askıda kaldı. Nihayet binayı tutup yerleştik ve oyunu tekrar gündeme getirdik. Ancak aksilikler her zaman olduğu gibi peşimizi bırakmıyordu. Sahne tamamen değişik, yeni dekor ister. Salon düzenleme ister. Ana caddeden itibaren tiyatronun yerini belirtmek gerekir.

Bunların hepsini yaptıktan sonra ise cebimizde kalan üç-beş kuruş ile oyunu sahneye koymaya sıra gelir. İşte Nejat Uygur Tiyatrosu ve bu tiyatro gibi özel tiyatroların yıllardan beri çektikleri cefaları."

Evet gerçekten çok haklı idi Nejat Uygur. İzleyiciler oyunları izleyip gülüyor ancak bu oyunları sahneye koyanlar ise gülerken ağlıyorlar! Nejat Uygur'un bu anlattıklarından sonra oyunlarını izlerken gülebilecek miyiz belli olmaz ama onlar ne kadar sıkıntılı olursa olsunlar sizleri güldürecekleri "Cibali 1945" oyunundan belli.

"Cibali 1945" H. Keraul ile A. Barre'nin yazmış oldukları bir oyun. A.Muhtar Alus tarafından dilimize çevrilmiş. Oyunu Nejat Uygur yönetiyor. Oyunda 1945 yılında Cibali Karakolu'na başkomiser olarak atanan Cafer Kıskıvrak'ın görevi devralmadan önceki gece ve ertesi gün geçen olaylar anlatılıyor.

Oyunda rol alan öteki sanatçılar şöyle sıralanıyor:

Nejdet Mahfi Ayral [Kayınpeder Sıddık Bey], Ziya Soley [Damat Bülent], Tuluğ Çizgen [Şaheser Nevreser], Nejla Uygur [Kayınvalide], Jaklin Yürek [Komiser Karısı], Sami Hazinses [Bekçibaşı], Naşit Özcan [Polis], Rana Özcan [Gelin Harika], Mert Egemen [Tahir], Hülya Soley [Hizmetçi], Günseli Arkan [Turist kadın], Süheyl Uygur [Kabadayı Adem], Kemal Uygur [Kahveci çırağı] ve Süha Uygur [Komiser oğlu].. [15 Şubat 1982]