MAGAZİN DÜNYASI VE "YALAN"CILIK!

Seyhan ERDAĞ

Çocuğunuzun yalan söylediğini anlasanız ne yaparsınız? Büyükşehirde iseniz kısa sürede bir pedagog arayışına girersiniz.

Kimdir pedagog, çocuk psikolojisi, gelişimi ve eğitimi uzmanı.

Küçük şehir, köy benzeri yerde, ya da maddi durumunuz pedagog'a para ayırmaya elvermiyorsa da, bu yalanların önüne geçmeye çalışırsınız.

İleri yaşta, bir yakınınızın yalan söylediğini anlasanız ne yaparsınız? Muhtemelen; çok yakınsanız uyarmaya, vazgeçirmeye çalışırsınız; değilseniz de bir müddet sonra, yalanların büyüklüğüne ve hayatınıza olan etkisine göre uzaklaşırsınız. Genelleme böyle...

Niye "yalan" için böyle bir giriş yaptım derseniz; son yılların sıkça kullanılan kelimesi "Mitomani"ye değineceğim için. Yani yalan söyleme hastalığı.

Çocukluk döneminde yalanı, kendini kurtarma yöntemi olarak görüp, süreklilik haline getiren kişiler, ileriki zamanlarda da bunu alışkanlık haline getirebilmekteymiş. "Mitomani" hastalığının açılımında böyle diyor doktorlar.

Son dönemdeki saptamalarıma göre de sanat dünyası diye adlandırdığımız zümre "mitoman"larla dolu. Yani sanat dünyası "mitomani" hastalığına yakalanmış ünlülerle dolu.

Birkaç bölüme ayırdım ünlülerin "Mitomani"k hikayelerini...

İlk hikayede; herkes birbirini çok seviyor. Herkes birbirinin en yakın dostu. Birbirleri olmadan sinemaya, tatile gidemiyorlar, karınlarını doyuramıyorlar, sahneye çıkamıyorlar...

Mütemadiyen birlikteler; yani öyle gözüküyorlar.

Cep telefonlarının sms kutuları dururken, sosyal medya üzerinden, yani herkesin okuyabileceği yerden (genellikle twitter) randevulaşıp, sinema, yemek, kulis, parti, davet vs. kaynaşıveriyorlar.

Kaynaşmanın ardından ilk 4'üncü ya da 5'inci dakikada cep telefonlarının objektifine poz verilip bu pozlar sosyal Medya'da yani, instagram'da paylaşılıyor.

Ve sıkı durun, yan yana dip dipe oturmaya devam etmelerine rağmen, yüzyüze sohbet etmek yerine; paylaştıkları fotoğrafların altına, birbirlerine yine "mitomani" hastalığının kapsamına giren cümleler etmeye başlıyorlar...

2. hikayede yine sosyal medya başrolde. Evini, köyünü, evinde oturduğu koltuğu, duvar boyasının rengini, bindiği arabayı, arabasının plakasını ezbere bildiğim ünlümüz, fotoğraf paylaşmaya başlıyor instagram'dan.

Sabah oluyor elinde kahve, yatağında çorabıyla. Akşam oluyor çiçekleri ve şamdanlarıyla poz poz fotoğraf paylaşıyor. Kedisi köpeği varmış gibi kareler de giriyor devreye.

E bakıyorum, bu onun evi değil.

Bu onun eli, bu onun hiçbir şeyi, onun yaşantısından bir kesit değil. Aslında ne kedisi var ne köpeği. Onu tanıyan, tanımayan takipçilerini kandırıyor, kendini olduğundan başka göstererek.

Ciddi de bir mesai harcıyor yahu bu fotoğrafları arayıp, bulmaya çalışırken...

3. hikayede olmayan hizmetçiler, şoförler, lüks arabalar ve villalar var.

Ünlü kişi kendisini tanımayan, bilumum karşılaştığı insan; hatta gazeteciye bile, evinde hizmetkarlar, aşçılar varmış gibi anlatıyor. Dinlerken iç geçiriyorsun, yahu bu nasıl bir para ki çamaşırı yıkayan başka biri, çamaşır makinesinden çıkaran başka biri, ütüleyen başka biri, ütülenmiş çamaşırı dolabına kaldıran başka biri varmış evinde yahu, vay vay vay diyorsun!

Oysa gerçekte, bırakın bunca lüksü, maaşını verip sigortasını ödediği bir şoförü bile yok, kiralık arabayla geziyor! Apartman dairesinde oturup, villada oturduğunu, hatta yalısının tadilatta olduğunu söylüyor.

Şimdi yazımın başına dönelim. Çocuğunuzun yalan söylediğini anladınız, pedagog'a götürdünüz, arkadaşınızı uyardınız ya da yanından uzaklaştınız.

Peki sanat dünyasındaki bunca yalan ve mitomana ne yapılması, nasıl davranılması gerekiyor.Kesinlikle sosyologların araştırması gerektiği bu durum böyle devam edip gidecek...

Yalanlarına alet mi olacağız susarak, alkışlayarak, like'layarak, beğenerek? Yoksa, 10. köyden mi sesleneceğiz? Ne yapmalıyız sizce?