Çağla Şikel... HAYATINI ANNELİĞE ENDEKSLEDİ!

Çağla Şikel... HAYATINI ANNELİĞE ENDEKSLEDİ!

Çağla Şikel büyük bir aşkla evlendiği Emre Altuğ'dan bir çocuk sahibi olmaya hazırlanıyor.

Dört aylık hamile Şikel, henüz annelikle ilgili bir fikrinin oluşmadığının altını çiziyor: Annelik nasıl bir şey inanın hiç bilmiyorum ama dört aydır her şeyim bebeğe bağlı

Uğurkan Erez'in ona taktığı sonra da hayranlarının peşini bırakmadığı 'Prenses' lakabına yakışır, peri masalı gibi bir hayat kurguladı kendine Çağla Şikel. Masalının ana fikriyse çok açık: Kendiyle barışık olmak! Çağla Şikel All dergisine kendisini ve ne kadar mutlu olduğunu anlattı.

Evliliğin, kariyerin, şimdi de hamileliğin... Tam anlamıyla 'peri masalı' gibi dışarıdan bakınca. Sen nasıl hissediyorsun kendini son günlerde?

Sadece son günlerde değil hayatımın her döneminde çok mutlu olmuş bir insanım ben. Mutluluğumu da sevdiklerimle birarada doyasıya yaşadım. 'Peri masalı' benim hayatım zaten. Son dönemde tabii ki evlilik ve bebekle beraber arttı bu. Hem işlerim yolunda gidiyor, hem sağlığım yerinde. Allah'ın bize birtakım şeyleri lütfetmesi çok önemli bence. İnsan önüne çıkan fırsatların kıymetini bilmeli.

DAHA HİSSETMİYORUM

Kendini 'anne' gibi hissetmeye başladın mı?

Sanırım hayır. Bilmiyorum henüz annelik nasıl bir şey.

Değişmedi mi hayatın?

Değişti, değişmez olur mu? Sadece bebeğe endekslenmiş durumda hayatım. Dört aydır yemem içmem, yatmam kalkmam, her şeyim ona bağlı.

Zayıf ama hamile bir kadın mı olacaksın sen de?

Büyük ihtimalle.

Sonra bunun reçetesini yazıp paylaşacak mısın?

Sanmıyorum.

Bronz ten takıntının sebebi ne? Kışın bile değişmiyor ten rengin, sürekli solaryuma mı giriyorsun?

Esmerim normalde ama bu kadar değil tabii. Sürekli solaryuma giriyorum sanıyor herkes ama bu kış üç kez girdim, o da yüzüm vücudumdan daha açık renkti, dengelensin diye. Sıcağı çok seviyorum, geçen kış Arjantin'e gittim, burada beş, orada 35 dereceydi hava. Bayılıyorum kış ortasında güneşlenebilmeye. Hatta yüzükle güneşleniyorum ki izi kalsın. Çok seviyorum güneşin izlerini üzerimde taşımayı.

Saçlarını herkes çok beğeniyor, nedir sırrı?

12 yıldır modellik yapıyorum, defilelere, programlara vs. hazırlanırken inanılmaz işkenceler yapıldı saçıma, görmediği uygulama kalmadı. Kestirmem gerekiyordu aslında ama ben inat ettim uzattım. Düzenli bakım yaptırıyorum kuaförde, bir de evde tatlı badem yağı sürüyorum, inanılmaz yumuşatıyor, besliyor saçlarımı.

Alametifarikan kendinle bu kadar barışık olman galiba...

Başka şansım var mı? Böyle güzel bir hayata sahip olduktan sonra ne yapacağım yani...

Eskiden de böyle miydin yoksa şöhretle beraber mi geldi bu 'barışma' durumu?

Villalarda doğmadım ben, çok zengin bir ailem de yoktu, şimdi çok para kazanıyorum evet, ama para kazanmak benim ahlakımı asla bozmadı. En önemlisi insanın kendi hayatıyla çevresiyle barışık olması ve haline şükredebilmesi, kötü de olsa iyi de olsa şükretmeli. İyiyken hep unuturuz şükretmeyi.

Victoria Beckham gibi ayağında topukluları, kucağında bebeği bir Çağla mı, Katie Holmes gibi kızının elinden tutup babetleriyle gezen bir Çağla mı hayal etmeliyiz?

Ne parkta oynayan ne de topuklu ayakkabı giyen diyorum. Ya planlamıyorum, gözümde canlanmıyor şimdi. Sadece çok fazla bebeğimi göstereceğimi sanmıyorum. Dünyanın en özel şeyi olacak o bizim için. Sevdiklerimle, beni sevenlerle paylaşmak da isterim ama yani sınırı var onun da. Nazar değer bir şey olur. Bize özel olmalı bebeğimiz.

"Çocuk yapmak isterim ama dünya bunun için kötü bir yer" diyenlere mesajın var mı?

O kadar karamsar düşünmüyorum. Hepimiz aynı dünyaya doğduk, gayet sağlıklı, aklı başında insanlarız. Her dönemde zor bebek büyütmek, bir insanın hayatını kurmak, yön vermeye çalışmak kolay olmaz zaten... Biz onu önce kendi dünyamızda büyütüp, sonra kendi ayakları üzerinde yürümeye bırakacağız. Ben anne olmak istiyordum. O mutluluğa nail olmak için yaptık biz bu çocuğu, neden korkayım ki... Mucize gibi bir şey bu...

ARTIK AİLE KURDUM

Bu soruyu 'model' Çağla'ya soruyorum. Yurtdışında da önemli defilelerde yer aldın, Türkiye'de zaten isim yapmış önemli bir modelsin. Ama sunduğun programlar bunlara pek paralel değil gibi... Yeniden Paris'te, Londra'da defilelere çıkmak istesen, bu durum engel teşkil eder mi sence?

Hiçbir zaman böyle bir isteğim de olmadı. Daha önce fırsatlarım oldu ama istemedim. 30 yaşından sonra olacağını da hiç sanmıyorum. Bir de evlendim, burada bir aile kurdum. Ben ana kuzusuyum. Yurtdışına gideyim orada yaşayayım gibi bir hevesim yok. Ölmeden önce 'Victoria's Secret' defilesine çıkmak çok isterdim ama yani, doğruya doğru...

Evlendikten sonra 'aşk'ın tanımı değişti mi senin için?

Yaşadığım şeyin adının hâlâ ve sonsuza dek aşk olduğuna inanıyorum, aşkın dönemleri var, acı çektirdiği, insanı çok tutkulu yaptığı, çok mutlu ettiği, çok güzelleştirdiği, perişan ettiği halleri var... Ben şimdi hayranlık ve huzur evresindeyim. Çok huzurluyum Emre'ye aşık olduğum için. Hâlâ onu çok beğeniyorum ve hâlâ onunla beraber bir şeyler yapmak çok hoşuma gidiyor. Yarın başka bir evreye sıçrayabilirim, evet. Ama 'huzuru buldum, çok sakinleştim, bizim aşkımız sevgiye dönüştü artık' gibi cümleler kuramam, kurmayacağım da!

İkiniz de ünlü olduğunuz için soruyorum. Çağla ve Emre ilişkisinin, Ahmet'le Ayşe'ninkinden farkı var mı?

Bir fark olduğuna inanmıyorum, sadece birazcık daha travmalı oluyor. Ünlü değilseniz, baş etmeniz gereken bir çevre, tetikte bekleyen bir magazin basını yok sizin için. Bizimse sokağa adım attığımız andan itibaren dikkat etmemiz gerekiyor. "Sokakta bağıra bağıra ağlamak istiyorum" diyorsan eğer, yarın bunun gazetelere çıkacağını bilmelisin. Ama Ahmet'le Ayşe gibi her şey, evde "Biz ünlüyüz!" diyerek yaşamıyoruz ki...

Eli maşalı bir kadın mısın?

Eli maşalı değilim de... Belki biraz olabilirim ama... Değilim dersem çok dürüst olmaz. Kıskancım tabii ama kıskançlığımın yüzde ellisi şımarıklıktan. Onu kıskanmayı seviyorum ben galiba.

BABAM YOK ARTIK

Son beş yılda hayatında neler değişti?

Beş yıl önce babam vardı, şimdi yok. Yaşadığım, hayatımı altüst eden en büyük değişim buydu sanırım. Köpeğimi de kaybettim. Tabii evlendim...

En çok ne mutlu eder seni?

Annemin, ablamın, eşimin gerçekten çok mutlu olduğunu görmek beni onların mutluluğundan daha çok mutlu ediyor. Mesela şimdi ben anne olacağım diye annem çok mutlu.

'Roman kızı' imajı artık seninle anılıyor. Hiç tedirgin etmiyor mu bu seni?

Hayır, başka ne kalsın isterim akıllarda onu da bilmiyorum. Hiç rahatsız olmuyorum. Bir kere kötü bir şey değil 'Roman kızı' tanımı.

Kötü olduğu için sormuyorum. Giydiğin allı güllü elbiseler, o aksan, oryantal... Oyunculuk açısından mesela, çerçeveni daraltabilir belki de bu...

Ben zaten klasik tayyörler, siyahlar giyen bir kadın olmadığım için hiç de garip gelmiyor ne dizide büründüğüm kimlik ne de 'İlle de Roman Olsun'daki hallerim... Ruhum, özel yaşantım da çok renkli, eğlenceli; sadelikten ve tekdüzelikten uzak. Gülü saçıma takmak ya da turuncuyla 'çingene pembesi'ni birarada giyip ekrana çıkmaktan zevk alıyorum. En azından 'zorlama' değil. Benim bu kadar benimsemiş olmam başarısını da getiriyor ayrıca.

'Cennet Mahallesi'nden beri Alişan'la beraber çalışıyorsunuz. Hiç anlaşamadığınız olmuyor mu?

Zor bir şey bu kadar uzun zaman beraber çalışmak. Ama farklı anlayışlara, farklı dünyalara sahip iki insan olmamıza rağmen birbirimize karşı enerjimiz çok pozitif. İki-üç kere anlaşmazlık yaşadık ama onlarda da ben arıza çıkardım da oldu yani. O kavga etmeyi hiç sevmez ama ben de bazı şeyleri yutmayı sevmiyorum. Bir kavga edelim de ortalık 'doğallaşsın' istiyorum bazen.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.