Günay Karacaoğlu... “OYNARKEN UNUTULAN BİR OYUNCU OLMAK İSTEMEM!”
Bu sezon “Oyunun Oyunu”, “Hadi Öldürsene Canikom” ve “Gırgıriye Müzikali” ile sahnede olan Günay Karacaoğlu, Milliyet Sanat’ın yeni sayısında oyunculuğa ve komediye bakışını Melisa Vardal’a anlattı.
Oyunculuğu bitmeyen bir arayış ve her temsili yeniden kurulan bir karşılaşma olarak gördüğünü söyleyen başarılı oyuncu “Her temsil, oyuncu için yeniden bir sınav aslında, her seferinde bir kez daha sınıyor kendini sahnede,” diyor.
Sahnede çok uzun yıllar kalmayı düşünmediğini de ifade eden Karacaoğlu bunun sebebini ise “Sahnede, eski hâlimi hatırlamak isterim bıraktığım anda. İzleyicinin beni iyi hatırlamasını isterim. Oynarken unutulan bir oyuncu olmak istemem,” sözleriyle açıklıyor. Röportajın tamamı Milliyet Sanat Mayıs 2026 sayısında…
“Komedi, dramaya kıyasla daha kıvrımlı ve çetrefilli bir alan”
İzleyiciyi güldürmenin bir “mühendislik” tarafı olduğunu söyleyen Günay Karacaoğlu “Komedi, dramaya kıyasla daha kıvrımlı ve çetrefilli bir alan.
Drama daha çok duygular üzerinden ilerler ve seyirciyle ortak bir zeminde buluşmak görece daha kolaydır; kayıp, aşk, ayrılık ya da hastalık gibi temalar hızlıca karşılık bulur,” diyor ve ekliyor: “Oysa mizah doğrudan zekâya hitap eder ve bu nedenle herkesin aynı noktada buluşması daha zor.”
“Tiyatro çok tek tabanca bir iş”
Sahnede çok uzun yıllar kalmayı düşünmediğini ifade eden başarılı oyuncu sinema ve dizi konusunun ise daha farklı olduğunu söylüyor: “Tiyatro çok daha zor ve doğrudan bir alan, sahnede her şey anlık ve tamamen sizin sorumluluğunuzda.
Oysa sinema ve dizide bazı şeyleri telafi etme imkânı var. Sesin gitse biri dublaj yapar, yanlış oynarsan tekrar çekilir, lafını unutsan önden biri sufle verebilir. Tiyatro ise çok tek tabanca bir iş. Bu yüzden tiyatroda, gücümün, aklımın ve sağlığımın izin verdiği noktaya kadar devam etmek isterim ama o denge bozulduğunda: ‘Günay Hanım’ı bir kenara alalım,’ demenin vakti gelmiştir.”
“İki kalas bir heves”
Karacaoğlu, gelişen teknolojiye rağmen tiyatronun ölmemesini “Dünya çok hızlı değişiyor ama bütün bu dönüşüme rağmen kendini geliştirse de değişmeyen tek şey tiyatro oldu.
Çünkü ‘iki kalas bir heves’. Tiyatroda canlılık var, bir dekor, ışık, kostüm ve karşınızda canlı canlı bir insan duruyor. Sahneyle aranızda neredeyse hiçbir mesafe yok, isterseniz uzanıp dokunabileceğiniz kadar yakın bir gerçeklikten bahsediyoruz,” sözleriyle değerlendiriyor.


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.