Avukat Aslı Nur Çanakçı

Avukat Aslı Nur Çanakçı

İYİLİĞİN HESABI, FUTBOLUN KUPONU, FENOMENLERİN ÇÜRÜMESİ

 

Sekiz aydır yazmıyorum. Mazeretim hazır: Duruşmalar, dosyalar, müvekkiller, İstanbul ile şehir dışı arasında geçen günler, kurulması gereken bir hayat, yetişilmesi gereken yüzlerce iş…Ama okurun karşısına mazeretle değil, yazıyla çıkılır.

Bu nedenle hem Magazinkolik okurlarına hem de gazeteciliğine, emeğine ve bana gösterdiği kıymete her zaman saygı duyduğum Nurcan Sabur’a bir söz borçluyum: Bundan böyle on beş günde bir buradayım.

Üstelik öyle “kim ne giymiş, kim kiminle görüntülenmiş” kolaycılığıyla değil; magazinin para, güç, hukuk, siyaset ve toplumla kesiştiği, herkesin konuştuğu ama pek az kişinin dosyasını gerçekten okuduğu meselelerle…

Dönüş yazımda önümüzde üç ağır dosya var:

AHBAP ve Haluk Levent soruşturması, futbol dünyasını sarsan bahis ve şike şüphesi, bir de Can Polat’ın öldürülmesinin ardından sosyal medyada sergilenen o mide bulandırıcı dijital gösteri…

Üç dosyanın birbirinden ayrı olduğunu sanmayın.

Üçünün de merkezinde aynı hastalık bulunuyor:

“Ben ünlüyüm, güçlüyüm, takipçim var; bana bir şey olmaz.”

AHBAP DOSYASI: İYİLİK, ŞEFFAFLIĞIN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR

Haluk Levent ve beraberindeki bazı şüpheliler, AHBAP Derneği merkezli soruşturmada “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” iddiaları kapsamında 16 Temmuz 2026 tarihinde tutuklandı. Aynı soruşturmada bazı kişiler hakkında adli kontrol uygulanırken derneğin ve şüphelilerin malvarlıkları hakkında tedbir kararları verildi. Ancak altını kalın çizgiyle çizelim: Tutuklama, mahkûmiyet değildir. Tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin bulunduğu değerlendirilir; kişinin suçu kesin olarak işlediğine karar verilmez.

Mahkeme kararına yansıyan gerekçelerde; banka hesap hareketleri, MASAK raporları, telefon incelemeleri, şüpheli beyanları, dernek malvarlığındaki azalma ve bazı taşınmazların elden çıkarılması gibi başlıklar bulunuyor. Deprem döneminde toplanan bağışların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığına ilişkin incelemenin ise hâlen devam ettiği açıkça belirtiliyor.

Dolayısıyla bugün itibarıyla kimsenin çıkıp:

“Deprem için toplanan bütün paralar kumarda yenildi.”

demeye hukuken de vicdanen de hakkı yok.

Ama aynı şekilde:

“Haluk Levent yıllardır yardım yapıyor, o hâlde hesap sorulamaz.”

demek de kabul edilemez.

Çünkü iyilik yapmak, mali şeffaflığın yerine geçmez.

Toplumdan milyarlarca lira bağış toplayan bir kuruluşun yöneticisiyseniz, size yöneltilen sorulara “Beni herkes seviyor” diyerek değil, banka dekontlarıyla, bağımsız denetim kayıtlarıyla, yönetim kurulu kararlarıyla, satın alma belgeleriyle ve eksiksiz muhasebe kayıtlarıyla cevap verirsiniz.

Yardımseverlik kutsanabilir; fakat denetimden muaf tutulamaz.

Bütün bunların dışında soruşturma geçireceğini öğrendikten sonra konserde midesinden rahatsız olduğuna dair verdiği görüntüler , yazışmalarda sızan mide kanseri oldu diye bir sansasyon çıkarıp toplumun vicdanından faydalanarak aklanabileceğine dair izlenim yaratmış olması. Bunlar affedilir şeyler değil çünkü kanser ile savaşan yüzlerce insan var bu dünyada , kolay mı bir kür bile kemoterapi almak !

 Sırf toplumun vicdanına oynayarak algısal bir şekilde siyasi operasyon yapılıyor bana demek nasıl bir vicdan ? Bütün bunların yanında doğruluğu teyitli olmamakla birlikte sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da bir kanser atlattığı rivayet olunur. Eğer doğru ise bir kür kemoterapi bile almış ise ya da bir hapını kullanıp yan etkisini yaşamış ise de şu an ülkemizin başındaki en yetkili insan kanser oldum diyerek toplum vicdanına oynamanın nasıl affının olamayacağını çok iyi bilir. Çünkü normal bir tedavi süreci değildir kanser , Allah gerçekten hepimize sağlık versin ama gelinen noktada üzülerek görüyorum ki sağlığı vicdanlarımıza da versin ki hastalık ile sempati toplamaya çalışacak kadar alçalmayalım.

Pekala , AHBAP’ın denetim raporları hiç mi yok?

Var. 2023 yılına ilişkin kamuoyuna açıklanan TÜRMOB ve Grant Thornton raporlarında, 6 Şubat depremleri sonrasında milyarlarca liralık bağış toplandığı ve çok büyük miktarda yardım harcaması gerçekleştirildiği belirtiliyor. TÜRMOB’un özel amaçlı incelemesi, 6 Şubat–30 Haziran 2023 dönemini kapsarken Grant Thornton raporu 2023 yıl sonuna kadar uzanıyor. Açıklanan verilere göre nakdî bağışların çok büyük bölümü deprem yardımları kapsamında mal ve hizmet alımlarında kullanılmış görünüyor. Ancak TÜRMOB daha sonra yaptığı açıklamada incelemenin sınırlı ve özel amaçlı olduğunu; derneğin tüm faaliyetlerinin sınırsız, genel ve sürekli denetimi anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. 2023 sonrasındaki ekonomik faaliyetlerin aynı kapsamda kamuoyuna sunulmadığı da belirtiliyor.

İşte dosyanın düğümlendiği yer tam olarak burasıdır. Mevcut denetim raporları çöpe atılamaz. Bu raporlar, “hiç yardım yapılmadı, bütün para kayboldu” şeklindeki hoyrat iddiayı desteklemiyor. Fakat bu raporlar aynı zamanda şu soruların tamamını da cevaplamıyor.Dernekle ilişkili kişilerin şahsi hesaplarından geçen paralar neydi?Dernek çalışanları, yöneticiler, şirketler ve üçüncü kişiler arasında yapılan transferlerin hukuki sebebi neydi?Taşınmaz alım ve satışlarında kim karar verdi?Dernek malvarlığında gerçekten bir azalma varsa bunun ekonomik ve hukuki açıklaması nedir?Denetim döneminden sonra yapılan işlemler nelerdir? Kişisel hesapların, şirket hesaplarının veya “emanet”, “borç”, “Haluk için” ve “AHBAP borç” gibi açıklamalar taşıyan transferlerin dernek faaliyetleriyle bağlantısı var mıdır?Bunlar cevaplanması gereken meşru sorulardır.

190 milyon liralık bahis iddiası

MASAK incelemesine yansıyan en ağır başlıklardan biri, soruşturmadaki bir şüphelinin hesapları üzerinden yaklaşık 190 milyon liralık bahis işlemi gerçekleştirildiği iddiasıdır. Para transferlerinin bazılarında “Haluk için borç” ve “AHBAP borç” benzeri açıklamalar bulunduğu, AHBAP çalışanları veya dernekle bağlantılı kişiler arasındaki para trafiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği raporlara yansıdı.

Soruşturmadaki şüphelilerden Alper Çelik ise etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği ifade kapsamında, hesapların Haluk Levent tarafından kullanıldığını ve bahis işlemlerinin ona ait olduğunu ileri sürdü. Bu iddialar son derece ağırdır ama şimdilik bir şüphelinin beyanından ibarettir. Bir kişinin kendisini kurtarmak veya cezasını hafifletmek amacıyla verdiği ifade, tek başına başka bir kişiyi mahkûm etmeye yetmez. Beyanın mutlaka banka kayıtları, cihaz incelemeleri, IP verileri, bahis hesabına giriş bilgileri, mesajlaşmalar, para kaynağı ve talimat zinciriyle doğrulanması gerekir.

Yani gazetecilik de hukuk da burada aynı şeyi söyler:

İddia önemlidir; fakat doğrulanmadıkça hüküm değildir.

Soruşturma dosyasında ayrıca dernekle bağlantılı şirketler, yüksek tutarlı hesap hareketleri, yüzlerce taşınmaz işlemi, nakit çekimler ve “havuz hesap” ya da “paravan şirket” şüphesi yaratabilecek ticari ilişkiler bulunduğu ileri sürülüyor. Bunların ne kadarının gerçek ticari faaliyet, ne kadarının dernek işi, ne kadarının şahsi işlem olduğu bilirkişiler ve mali incelemeler sonucunda ortaya çıkacak.

Haluk Levent’in bugün yapması gereken şey, sosyal medyada taraftar toplamaya çalışmak veya kendisini eleştirenleri vicdansızlıkla suçlamak değildir. Yapması gereken, savunmasını belgeyle kurmaktır. Çünkü kamuoyunun kendisine duyduğu sevgi, onun lehine önemli bir toplumsal sermayedir; fakat hukuki delil değildir. Bütün bunların yanı sıra kendisinin evlilik vaadi verdiğini de öğrenmiş olduk. Gerçekten romantizme en kudretli inancım özelim olduğu için eşimi pas geçerek sadece babam , bayramda ne yapacaksınız sorusuna hanıma sormam lazım diyen cumhurbaşkanım ve her anını eşiyle paylaştığına birebir şahit olduğum patronum Nurcan Sabur kaldı. Yoksa elfida gibi bir eseri o duyguyla seslendiren insanın evlilik vaadi ile kadınları bırakın maddi zarara uğratmış olmasını kalplerini kırmış olmasını kendime izah edemiyorum ki size edeyim ey kıymetli okurlarım!

OĞUZHAN UĞUR NEDEN ŞÜPHELİ SIFATIYLA DOSYADA?

Gelelim çok konuşulan Oğuzhan Uğur meselesine…

Oğuzhan Uğur, soruşturmanın devam eden aşamasında gözaltına alınan isimlerden biri oldu. Soruşturma kapsamında AHBAP çalışanları, mali işlerle ilgilenen kişiler ve para hareketlerinde adı geçen başka şüphelilerle birlikte işlem gördüğü, 20 Temmuz 2026 tarihinde adliyeye sevk edilmesinin beklendiği bildirildi. Peki Oğuzhan Uğur neden şüpheli?Ceza muhakemesinde “şüpheli” sıfatı, kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Soruşturma aşamasında hakkında suç şüphesi bulunan kişiye şüpheli denir.Oğuzhan Uğur bakımından soruşturmacıların önündeki mesele, yalnızca Haluk Levent ile arkadaşlığı değildir.

Babala TV’ye ait olduğu bildirilen hesaba deprem sonrasında yurt dışından yüksek tutarlı döviz girişleri gerçekleştiği ve özel bir banka tarafından MASAK’a şüpheli işlem bildirimi yapıldığı haberleştirildi. Oğuzhan Uğur’un Babala TV’nin gerçek faydalanıcısı olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

Ayrıca Oğuzhan Uğur, deprem döneminde yaptığı açıklamalarda Babala ekibinin yardım faaliyetlerinde bir köprü görevi gördüğünü ve hesaplara gelen bazı bağışların AHBAP’a aktarıldığını ifade etmişti. Bu iki bilgi yan yana geldiğinde savcılığın cevap arayacağı sorular bellidir: Babala hesabına gelen döviz kimlerden geldi? Bu paraların hukuki niteliği bağış mıydı, ödeme miydi, yardım amacıyla geçici olarak tutulan para mıydı? Para hangi izin, yetki ve karar çerçevesinde toplandı? Hangi tarihlerde, ne miktarda ve hangi hesaplara aktarıldı? AHBAP’a aktarıldığı söylenen tutarla banka kayıtları birebir örtüşüyor mu? Yurt dışından gelen paralar bakımından gerekli bildirimler ve mali yükümlülükler yerine getirildi mi? Hesap hareketlerinde görünmeyen nakit veya üçüncü kişi transferleri var mı? Şüpheli sıfatının sebebi işte bu para zincirinin açıklanması ihtiyacıdır.

Şüpheli işlem bildirimi suçun kanıtı değildir. Bankalar, olağan dışı gördükleri işlemleri belirli yükümlülükler kapsamında MASAK’a bildirir. Ancak milyonlarca insanın yardım için para gönderdiği bir dönemde, yüksek tutarlı dövizlerin bir medya şirketinin hesabına girmesi ve sonrasında bir yardım derneğine aktarıldığının belirtilmesi, savcılık bakımından araştırılması gereken somut bir olaydır.

Oğuzhan Uğur bütün işlemleri belgeleriyle açıkladığında hakkında takipsizlik kararı verilebilir, serbest bırakılabilir veya dosyadaki sıfatı değişebilir. Kaldı ki aşırı başarılı bir ebeveynin potansiyel sahibi evladı olarak hayata tutunmayla alakalı ne kadar bedel ödediğinin ne kadar emek verdiğinin inan çok farkındayım. Çünkü ben de babam gibi hem iyi ki hem ben bu adamın bayrağını teslim alıp nasıl ileri götüreceğim böyle başarılı olmak bana haksızlık değil mi baba ! duygusu yaşayarak hayata atılmış ısrar ve inat ile mesleğini icra eden bu konuda isim yapmaya gayretli bir insan olarak aman aileme laf gelmesin duygusunu çok kalpten bilirim. O sebeple hiç tanışmıyor olmamıza rağmen Oğuzhan’ın dosyadaki sıfatı değişsin çok isterim üstelik sabah eşim uyardı Oğuzhan Ahbab ile arasına mesafe koyduğuna daşr daha önce açıklama bile yapmış. Ben kesin konuşamam ama kalbimden geçen bu dosyada eğer biri aklanacaksa onun Oğuzhan olmasıdır.

Tersi yönde deliller bulunursa soruşturma devam eder. Bu kadar. Ne Oğuzhan Uğur’u bugünden suçlu ilan etmek gazeteciliktir ne de “Oğuzhan iyi çocuktur, kesinlikle bir şey yapmamıştır” demek hukukla bağdaşır.İnsanların karakterine değil, hesabın hareketlerine bakacağız. Yine de umarım kalbimden geçen gibi olur.

FUTBOLDA BAHİS DOSYASI: KUPON MU, İÇERİDEN BİLGİ Mİ, ŞİKE Mİ?

17 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul merkezli on ilde düzenlenen operasyon kapsamında, futbol kulüplerinde görev yapmış veya yapmakta olan 19 kişi hakkında işlem başlatıldı; 17 kişi gözaltına alındı, iki kişinin yurt dışında olduğu ya da arandığı açıklandı.

Soruşturmanın, 2020–2026 yılları arasındaki yasal bahis platformu verileri ve MASAK kayıtları üzerinden yürütüldüğü belirtiliyor. Bazı kulüp yöneticilerinin, görev yaptıkları dönemde kendi kulüplerinin maçlarına; hatta rakip takımın kazanması, gol sayısı veya belirli oyuncuların performansı gibi seçeneklere bahis yaptığı ileri sürülüyor.Dosyada açıklanan kupon sayıları bile başlı başına ürkütücü: Bir şüphelinin kendi kulübünün karşılaşmalarıyla bağlantılı bin 488, bir başkasının 996, başka yöneticilerin ise yüzlerce bahis kuponu bulunduğu öne sürülüyor. Galatasaray, Beşiktaş, Altay, Altınordu, Bandırmaspor, Boluspor, Erzurumspor, Gençlerbirliği ve başka kulüplerle bağlantılı yöneticilerin isimleri soruşturma açıklamalarında yer aldı.

Burada önemli bir hukuk ayrımı yapalım. Bir kulüp yöneticisinin bahis oynaması, spor mevzuatı ve disiplin hükümleri bakımından son derece ağır bir ihlal olabilir. Fakat her bahis, otomatik olarak şike değildir. 6222 sayılı Kanun anlamında şikeden söz edebilmek için müsabakanın sonucunu veya seyrini etkilemeye yönelik bir anlaşma, menfaat ilişkisi ya da buna yönelik icra hareketleri araştırılmalıdır.

Yani bin 488 kupon bulunması insanın midesini bulandırır, güveni ortadan kaldırır ve çok kuvvetli şüphe yaratır; ama yine de tek başına “maç kesin olarak satıldı” hükmü kurdurmaz. Savcılığın ve spor federasyonlarının incelemesi gereken asıl noktalar şunlardır: Bahisler ilk 11 ve sakatlık bilgileri açıklanmadan önce mi oynandı? Kulüp yöneticisinin kamuya açık olmayan bir bilgiye erişimi var mıydı? Bahis oynanan maçlarda olağan dışı oyuncu değişiklikleri, kartlar, penaltılar veya bireysel hatalar gerçekleşti mi? Aynı maçlara bağlantılı başka hesaplardan benzer kuponlar oynandı mı? Bahis oranlarında olağan dışı hareket yaşandı mı? Yönetici, teknik ekip, futbolcu, menajer veya hakem arasında iletişim trafiği bulundu mu? Bahis kazançları üçüncü kişilerin hesaplarına mı aktarıldı? Bir yöneticinin kendi takımının kaybetmesine para yatırması, yalnızca kötü zevk veya bahis bağımlılığıyla açıklanamaz.

O kişi kulübün kadro durumunu, futbolcunun sakatlığını, teknik direktörle yaşanan krizi, primlerin ödenip ödenmediğini, takım içindeki huzursuzluğu ve kamuya açıklanmayan onlarca bilgiyi biliyor olabilir. Kaldı ki ben de bir Zonguldaklı olarak meşhur ankaraspor maçı sebebiyle küme düşürülmüş bir takımın memleketten taraftarı olarak şu an başkanımız ama bir sonraki dönem de başkan olacak mı bilmediğim çok sevdiğim ağabeyim Harun Demir’in sürecin takipçisi olduğunu biliyorum. Bu süreçte en çok Anadolu takımları gol yedi ve biz emeğin başkenti Zonguldaklılar olarak , ağabeyim umarım devam eden aktif başkan Harun Demir ile bu sürecin hakkaniyete ulaşmasını nöbet bekleyeceğiz.

Bu durumda yalnızca “bahis oynayan vatandaş” asli kusurlu değildir. İçeriden bilgiye erişebilen bir kulüp yöneticisidir. Futbolun temel ürünü goldür, kupadır, şampiyonluktur sanıyoruz. Hayır. Futbolun temel ürünü güvendir. Taraftar, izlediği mücadelenin önceden yazılmadığına inanırsa bilet alır, forma giyer, deplasmana gider, çocuğunu takımına âşık eder.O inanç öldüğü anda geriye spor değil, pahalı kostümler giydirilmiş bir bahis tiyatrosu kalır.

CAN POLAT CİNAYETİ VE STORY MEZARLIĞI

3 Haziran 2026 tarihinde Çeşme Alaçatı’da, Engin Polat’ın kuzeni ve şoförü ya da koruması olarak tanınan 37 yaşındaki Can Polat silahlı saldırıda hayatını kaybetti.

Dosyanın İstanbul bağlantıları nedeniyle soruşturmanın İstanbul’a devredildiği, saldırıyı gerçekleştirdiği ve önceden keşif yaptığı ileri sürülen kişiler dâhil dört şüphelinin tutuklandığı bildirildi. Saldırıda kullanıldığı değerlendirilen otomatik silahın da ele geçirildiği açıklandı. Ortada öldürülmüş bir insan var. Bir annenin evladı, bir ailenin yakını, henüz 37 yaşında bir insan… Ama sosyal medyanın lüks ambalajlı görgüsüzleri için ölüm bile içerik malzemesi.

Cinayetin üzerinden saatler geçmeden imalı paylaşımlar, isim vermeden hedef göstermeler, “ben her şeyi biliyorum” gösterileri, canlı yayınlar, karşılıklı tehditler, takipçi toplamak için ortaya atılan dedikodular başladı. Bir insan öldürülmüş; bunlar hâlâ etkileşim hesabı yapıyor. Acıyı story fonuna, soruşturmayı magazin dizisine, insanların hayatını da kendi şöhretlerinin dekoruna çeviriyorlar. Cehaletin özgüvenle evlendiği o dijital panayırda herkes savcı, herkes hâkim, herkes mafya, herkes istihbaratçı…

Hukuk fakültesini Reels yorumlarından bitirmiş gibi konuşuyorlar. Bir de akıllarınca şu yöntemi geliştirmişler: “Adını yazdım ama soyadını yazmadım. KVKK’ya girmiyor, hehehe!” Hayır, gülünecek durumda olan hukuk değil, sizsiniz.

KVKK bakımından kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir. Kişinin soyadını yazmamak, baş harf kullanmak veya lakap söylemek onu otomatik olarak anonim hâle getirmez. Paylaşımın bağlamından, fotoğraftan, meslekten, eşinden, yaşadığı yerden veya daha önceki paylaşımlardan kimin kastedildiği anlaşılabiliyorsa o kişi belirlenebilir durumdadır. Gerçek anonimleştirme, başka bilgilerle birleştirildiğinde dahi kişinin yeniden belirlenememesini gerektirir.

Üstelik mesele her zaman yalnızca KVKK değildir. Paylaşımın içeriğine göre hakaret, tehdit, iftira, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması, suç işlemeye teşvik, hedef gösterme ve kişilik haklarına saldırı gündeme gelebilir. Soyadını saklamak hukuki görünmezlik pelerini değildir. “Ben ismini söylemedim ama herkes kimi kastettiğimi anladı” cümlesi, sorumluluktan kurtuluş değil, çoğu zaman kastın ilanıdır. Bu insanlar takipçi sayılarını diplomaları, lüks araçlarını karakter belgeleri, korumalarını dokunulmazlık zırhı sanıyorlar. Çoğunun da acı şekilde diploması da yok  bu arada , ben herkes üniversite mezunu olsun asla demiyorum bende hayatta ne yapmak istediğini ararken zaman kaybedenlerdenim lakin burada bir cehalet övgüsü var. Tehlikeli kızım ben ortaokul mezunu , kocaya kaçmış bir kadınım ama sen sırf bana asaletli davrandın diye hukuk diplomanı yerim çünkü onu bunu tanıyorum şımarıklığı. Eskiden diploma değil bilgi övülürdü şu an geldiğimiz konumda sadece onu bunu tanıyıp baskı kurmak ya da takipçi sayına güvenerek algı yaratmak ile hava atılıyor bu durum önlenmeli .

Sürekli aynı cümle:“Bana kimse bir şey yapamaz.”Asıl sorun da budur.Bir toplumda “bana kimse dokunamaz” diyen insan sayısı arttığında, devletin caydırıcılığı azalmış demektir.Fakat çözüm, devletin beğenmediği herkesi susturması değildir.“Gençlere kötü örnek olmak” tek başına belirsiz bir ceza normuna dönüştürülemez. Devlet ahlak zabıtası kurmamalıdır. Ancak tehdit, hedef gösterme, kişisel veri ifşası, organize dijital taciz, yasa dışı bahis reklamı, örtülü reklam, suç örgütü propagandası, çocukların ticari içerikte istismarı ve suçun övülmesi gibi somut eylemler karşısında da seyirci kalamaz.

Soruşturmalar aylar sonra değil, tehdit yapıldığı anda başlamalıdır.Platformlardan deliller hızla istenmeli ve korunmalıdır.Kişilik haklarını ağır biçimde ihlal eden içeriklere etkili biçimde müdahale edilmelidir.Ticari kazanç sağlayan hesapların reklam, vergi ve tüketici mevzuatı yönünden denetimi yapılmalıdır.Aynı zamanda bir avukatı açık hedef göstererek onun cübbesini üzerinden sökücem gibi cümlelerin karşılığı olmalı diye düşünüyorum.

Çocukları, gençleri ve takipçilerini organize biçimde bir kişinin üzerine salan hesaplar “fenomen” değil, dijital zorbalığın ticari organizatörleri olarak değerlendirilmelidir. Çünkü gençler yalnızca söyleneni değil, ödüllendirileni öğrenir.Kabalık milyonlarca izlenme alıyor, tehdit takipçi kazandırıyor, görgüsüzlük reklam getiriyor ve hiçbir yaptırım uygulanmıyorsa çocuklara verilen mesaj şudur:“Terbiyeli olma, nitelikli olma, eğitim alma. Bağır, tehdit et, teşhir et ve meşhur ol.”Devletin engellemesi gereken asıl kötü örnek budur.

ÜÇ DOSYA, TEK HASTALIK

AHBAP soruşturmasında iyi niyetin hesap vermenin yerine geçip geçemeyeceğini tartışıyoruz. Futbol dosyasında kulüp yöneticilerinin formaya mı, kupona mı sadık olduğunu sorguluyoruz. Can Polat cinayetinin ardından ise takipçi sayısını dokunulmazlık zanneden ekran kabadayılarının yarattığı çürümeyi izliyoruz.

Üç dosyanın ortak cümlesi aynı: “Bana bir şey olmaz.” Hayır, olmalı. Bağış toplayan hesap vermeli. Kulüp yöneten bahis hesabını açıklamalı. Milyonlara seslenen kişi, ağzından çıkan tehdidin ve parmağından çıkan paylaşımın hukuki sorumluluğunu taşımalı. Şöhret beraat kararı değildir. Takipçi sayısı dokunulmazlık değildir. Yardımseverlik mali denetimden muafiyet değildir. Kulüp başkanlığı bahis oynama ruhsatı değildir. Soyadı yazmamak da hukuku kandırmak değildir. Bu ülkenin yeni “temiz elleri” yalnızca para saymamalı; yardımın, futbolun ve dijital şöhretin üzerindeki kirli parmak izlerini de aramalıdır.

Çünkü hesap vermeyen iyilik, denetlenmeyen futbol ve frenlenmeyen dijital zorbalık birbirinden bağımsız meseleler değildir. Aynı çürümenin üç ayrı yüzüdür. Ve artık birilerinin o meşhur cümleyi tersine çevirmesi gerekiyor:

Evet, size de bir şey olabilir. Adına da hukuk denir. Nurcan Sabur’a verdiğim söz ile beraber 15 günde bir buluşalım olur mu.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.