• BIST 1.061
  • Altın 477,157
  • Dolar 7,2075
  • Euro 8,4903
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 27 °C

31 OCAK / 07 ŞUBAT HAFTASI VİZYON TAKVİMİ!

Füsun OLGAÇ

Merhabalar,

31 Ocak – 07 Şubat 2020 haftasını 8 film ile açmaktayız bunlardan 6 tanesi yabanci diğer ikisi Türk.

Haftaya üzülerek başladık.

 

Çok fazla birşey yazmak istemiyorum çünkü gerçekten üzgünüm.

 

Elazığ ve Malatya’daki tüm mağdur vatandaşlarımıza sabır, kayıplarımıza allahtan rahmet diliyorum.

 

Havalar artık çok soğuk lütfen sokaktaki canları unutmayın..

 

Hayat paylaştıkça güzel.

 

Hepinize iyi seyirler ve iyi haftalar, .

 

1- ELTİLERİN SAVAŞI ★★★★ TÜRKİYE, Komedi,

 

İki erkek kardeş ile evlenen kadının babalarından kalacak miras ve ailenin en iyi gelini olma yolunda yaptıkları komedi dolu kapışmaları aile tadında anlatılmış.

 

Yönetmen koltuğunda Onur Bilgetay'ın oturduğu filmin senaryosunu, başrolde de yer alan Gupse Özay kaleme alıyor.

 

Filmin kadrosunda Özay'a, Merve Dizdar, Ferit Aktuğ ve Uraz Kaygılaroğlu eşlik ediyor.

Eltilerin Savaşı, iki elti olan Sultan ve Gizem arasında yaşanan tatlı çekişmelere, bitmek bilmeyen rekabete odaklanıyor.

Her türlü konuda birbirlerini ve yaşantılarını yarıştırmaya çalışırlar.

Gerek aile yapısı, gerek çocuk yetiştirmeleri gerekse evliliğe olan bakış açıları, bitmek tükenmek bilmeyen rekabeti konu edilmekte.

Sosyal medyaya oldukça düşkün iki genç kadın olan Sultan ve Gizem, sosyal medya takipçi sayıları bile onlar için yarışmayı gerektiren bir konudur ayrıca, oldukça sempatik ama bir o kadar da çirkeftir.

Ama sonuçta yüz yüze bakan iki insan oldukları için bu içerilerinde yaşadıklarını çok fazla dışa vurmak istemezler.

Bu tatlı çekişme bir türlü sona ermez.

 

31 OCAK itibarı ile sinemalarda,

İyi seyirler,

 

2- HONEYLAND / BAL ÜLKESİ ★★★★ MAKEDONYA, Dram, Belgesel

Kuzey Makedonya yapımı Honeyland belgeseli, Avrupa'da yabani arı yetiştiriciliğiyle uğraşan son kadın olan 50 yaşındaki "Hatice" karakteri üzerinden çevre ve doğal kaynakların kullanımını ele alıyor.

Yapım, doğanın döngüsüne katkı için arı yetiştiriciliğinin önemine dikkati çekiyor.


Film, ABD'nin Utah eyaletinde geçen yıl düzenlenen Sundance Film Festivali'nde "Uluslararası Belgesel Film" dalında Jüri Özel Ödülü alırken, filmin yönetmenleri Ljubomir Stefanov ile Tamara Kotevska Büyük Jüri Ödülü'ne, görüntü ekibinden Femi Daut ile Samir Luma da Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü.


İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı ile Makedonya Film Ajansının destekleriyle çevre koruma programı doğrultusunda çekilen filmde, Hatice Muratova, Nazife Muratova, Hüseyin Sam, Lütviye Sam ve Mustafa Sam gibi isimler bulunmakta.

Filmin kısaca özetini anlatırsak Hatice Muratova Balkanlar’ın sarp dağlarında terk edilmiş bir köyde annesiyle birlikte yaşıyor.

Geçimini yabani arıcılıkla sağlıyor, fakat arıların payını da gözetiyor, hatta arılarla konuşuyor, onlara şarkılar söylüyor.

Piyasa denen kentli canavara, birden köylerine taşınıp para kazanmak için gözünü arılarına diken aileye ve doğaya karşı büyük bir mücadele yürütmek zorunda.

Çekimleri üç yıl süren bu film insan-doğa ilişkisi üzerine düşünmek için önümüze yeni bir ufuk açıyor.

Kuzey Makedonya'nın İştip şehri yakınlarındaki Bekirli Köyü'nde yaşayan, Bal Ülkesi (Honeyland) filminin ana karakteri Hatice (Hatidze) Muratova, Sundance Film Festivali'nde kazandıkları 3 ödül ve iki dalda Oscar'a aday gösterildikten sonra film ekibi tarafından kendisine hediye edilen daha merkezi konumdaki yeni evinde mütevazi yaşantısına devam ediyor.


Filmin çekimlerinin yapıldığı eski köyü Bekirli'den merkeze yürüyerek 3-4 saatte ulaşabilen Türk kökenli Muratova, Dorfullu Köyü'ndeki yeni evinden buraya mesafenin kısalmasının mutluluğunu yaşıyor.


"Yörük" yerine kendisine "Eski Türk" denilmesini tercih eden Muratova, filmin çok sayıda başarı elde etmesinin ardından kavuştuğu yeni evinde daha rahat bir yaşam sürmeyi ümit ediyor.

 

31 OCAK itibarı ile sinemalarda,

 

İyi seyirler,

 

BENİM BU HAFTAKİ FAVORİM; SEFİLLER / LES MİSERABLES ★★★★★ FRANSA, Dram

Edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri olan kitap dünyanın dört bir yanında pek çok kez sinemaya uyarlandı.

2019 Cannes Film Festivali'nde Jüri Ödülü'nü kazanan ve dakikalarca ayakta alkislanan SEFİLLER (LES MISÉRABLES), 2020 Altin Küre Ödülleri'nde Yabanci Dilde En İyi Film adayi ve En İyi Uluslararasi Film dalinda Oscar adayi oldu.

Victor Hugo'nun ölümsüz eseri “Sefiller”i yazdigi Paris banliyösüne giden yönetmen, filmde o dönemden bugüne geçen 150 yilda gençlerin öfkesinde hiçbir degisiklik olmadigini gösteriyor.

17 yılda biten ve 1862 yılında ilk kez basılan “Sefiller” hemen ertesi yıl, Victor Hugo’nun oğlu Charles Hugo tarafından tiyatroya uyarlandı.

Sinemanın ortaya çıkışıyla beraber de eser, sinemanın ilk eserlerini üreten Lumiere Kardeşler tarafından beyaz perdeye ilk uyarlanan filmlerden biri oldu.

Güçlü ve etkileyici bir hikayenin anlatıldığı “Sefiller” sayısız kere tiyatro sahnesine taşındı, filmlerle beraber 9 animasyon, 11 televizyon dizisi, 6 radyo oyunuyla kitap kabının dışına çıktı.

“Sefiller”in müzikali ise neredeyse kitabı kadar ünlü.

1980’de ilk kez Paris’te gösterildi.

1985’te Londra, West End’de gösterilen müzikal gişe rekorları kırdı.

1987’de Broadway’de gösterilen müzikalin 4.5 milyon dolarlık bir bütçesi vardı.

Les Misérables, suç karşıtı bir ekibe katılan genç bir adamın hikayesini konu ediyor.

Stephane, düzgün ve bir o kadarda kaba bir adamdır.

Genç adam bir olay sonucunda işten atılarak büyük bir boşluk içerisine girdiğini hisseder ve kendisine yeni aktiviteler bulmaya çalışır.

Stéphane, Paris banliyönlerinden Montfermeil’deki Suçla Mücadele Timi’ne yeni katılmıştır.

Bu ekibin asıl amacı yapılan suçlara susmamak ve o suçların cezasını vermektir.

Bunun içinse büyük bir desteğe ihtiyaçları vardır ve bir ekip kurmaya karar vermişlerdir.

Bu ekibin kurulduğunu duyan Stephane ekibin yanında durmak için elinden ne geliyorsa yapmaya hazırdır.

Başta kafasını dağıtmak için girdiği bu ekibe yavaş yavaş alışmaya başlamış ve büyük bir şekilde çaba sarfetmiştir.

Yapılan bir suç sonucunda susmayan ekip suçluların cezasını vermek için ellerinden ne geliyorsa yapar.

Stephane, birliğin deneyimli üyeleri olan Chris ve Gwada ile birlikteyken komşu çeteler arasındaki gerginliğin hızlıca yükseldiğini fark eder.

Bu gerginliğin büyümesini istemeselerde komşu çetenin yaptığı gerginlik ile birlikte her şey darmadağın olmuştur.

Ellerinden ne geliyorsa yapmak için uğraşan çete büyük bir olaya sebebiyet verir.

Stephane’nın hayran kaldığı ve büyük bir şekilde adapte olduğu suç karşıtı ekip kapatılmaya çalışsada buna izin vermeyeceklerdir.

31 OCAK itibarı ile sinemalarda

 

İyi seyirler dilerim.

 

Filmlerin kısaca konusu ve beğeni seçimlerime göre verdiğim yıldızlar sonrası,

demekki ne yapıyoruz?

 

Hemen biletimizi alıyoruz ammaaaaaa…

 

BENİ OKUMADAN SAKIN SİNEMAYA GİTMİYORSUNUZ

Sevgisiz, sinemasız, ve beni takipsiz kalmayın

 

31 OCAK – 07 ŞUBAT 2020 HAFTASININ DİKKAT ÇEKEN 2 FİLMİ

 

GÜLLER ÜLKESİ: DAMASCENA ★★★★ BULGARİSTAN, Dram

Bir başarı öyküsünün kahramanı olan gül yağı üreticisi Teco'nun hayatına odaklanan film, mübadele döneminde Türk’lere yapılan zulmü de Bulgar’ların gözünden beyaz perdeye taşıyor.

Filmin başrollerini Veselin Plachkov, Dimitar Banenkin ve Neda Spasova gibi en ünlü ve başarılı Bulgar oyuncular paylaşırken, yönetmenliğini ise Todor Anastasov ve Alexander Smolyanov üstleniyor.

İsimleri Bulgar isimleriyle değiştirilen, anadillerini konuşmaları yasaklanan, gözaltında ağır işkenceler gören Bulgaristan Türkleri, son çırpınışlarını sergileyen komünizmden kaçıyordu.

1980-84 döneminde öldürülen Türk sayısının 700 ila 900 arasında olduğu tahmin ediliyordu.

Adeta 90'ların Türkiye'si

Eylemler azalmıştı ama faili meçhul cinayetler ve işkencenin hızı kesilmiyordu.

Nihayet 9 Mayıs 1989'dan itibaren, başvuruda bulunan Bulgaristan vatandaşlarının çoğuna pasaport verilmeye başlandı.

Türkler pasaport dairelerine akın etti.

Avrupa'nın 2.Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük zorunlu göç: BulgaristanTürklerinin 1989'un yazında Türkiye'ye göç etmeleridir

Film, çocukluğundan 50 yaşına kadar bir başarı hikayesi yazan gül yağı üreticisi Teco'nun öyküsünü ele alan bir biyografi, aynı zamanda da gül üretiminin 400 yıllık geçmişini de gözler önüne seriyor.

Techo, komünizm döneminde Gül Vadisi’nde büyür.

Tutkusunun peşinde koşarak, yerel gül fabrikası için teknoloji uzmanı olur.

Bundan kısa bir süre sonra, komünist rejim çöker ve Techo’nun ilk bağımsız gül yağı damıtma tesisini kurma hedefi gerçekleşebilir görünür.

Bununla birlikte, uzun yıllar süren siyasi geçiş dönemi, Techo’nun hem işini, hem de yaşamını önemli ölçüde etkiler.

İnanılmaz çabaları sayesinde Techo, Bulgaristan'ı dünyadaki gül yağı üretiminin liderleri arasına sokar

Senarist, Stoyanov kendi memleketi ve hayatından yola çıkarak, gül Bulgaristan'ın sembolüdür, Bulgaristan’da gülün ülkesidir, güle giden yolun sadece güllerin güzelliğiyle ilgili değil aynı zamanda dikenlerle kaplı olduğunu da size söylemek zorundayım demiş.

 

Filmin kendisinde de her şeyin eğlenceli olmadığını, bu gül efsanesini yeniden diriltmek için ısrar, irade ve karakterin gerektiğini göreceksiniz."

 

- "Damascena kelimesi Şam'dan geliyor"

 

Damascena adının gül yağının üretildiği gülden geldiğini söyleyen Stoyanov, "Aslında size ilginç bir şey söylemek istiyorum.

Gül yağı veren gülün ana vatanı Damask'tır yani Şam.

Dolayısıyla Damascena kelimesi de işte buradan gelir." açıklamasında bulunmuş.

Stoyanov, Alman filozofu Nietzschce'nin "Bizi öldürmeyen her şey bizi güçlendirir." sözünü hatırlatarak şöyle demiş; "Hayatımın dönüm noktası 10 yıl önce beynimde bir tümör olduğunu öğrendiğim andı.

 

O benim için tabii çok büyük bir darbe, aynı zamanda da bu büyük bir avantaj oldu.

Bu avantaj çok basit bir gerçeği anlamamda yardımcı oldu.

 

Beynimdeki bu şeyle asla yarınım olmadığını fark ettim.

 

Bu yüzden geçmişimle değil bu gün için, şu an için yaşıyorum.

 

24 saatiniz var, yarın bu dünyada olmayacağınızı biliyorsunuz, ne yaparsınız?'

Tabii herkes kendince farklı cevaplar verdi.

 

Siz de bu soruyu kendinize sorun.

 

Bu soruya verilen her cevap doğru olacaktır.

 

Benim de bu soruya cevabım şu anda ne yapıyorsam odur.

 

Türkiye ve Bulgaristan'ın ekonomik ve siyasi gelişimlerinin hep birlikte olduğunu vurgulayan Stoyanov, "Ben bu filmin Türkiye'yle Bulgaristan arasında bir köprü olmasını istedim.

 

Bilindiği üzere 1980'li yılların sonlarında tam olarak 1989'da siyasi ve etnik bir gerginlik yaşandı. Ben bu sürecin çok büyük felaketler yaşanmadan sonlanmasına sevindim.

 

Bunu filmde de zaten gösterdim." dedi.

 

Filmin Bulgaristan'dan Türkiye'ye gönderilmiş bir mesaj olduğunu, bu yapım aracılığıyla Türkiye'ye karşı iyi duygular besleyen bir millet olduklarını anlatmaya çalıştığını aktaran yapımcı, "Bu konuda beni Türkiye'de bir film yayınlamaya götüren iki halkın birbirine yakınlaşacağına olan inancım.

 

Bu, Türkiye'de yayınlanan ilk film ve bunu başarabilirsem çok mutlu olacağım." değerlendirmesini yapmış.

1989 da bilindiği üzere bir milyon kadar Türk Türkiye’ye sınır dışı edilmişti.

Pekçok insanın ayrılmak zorunda kaldığı ülkesi ve evinden gidişi sonucu ülkede kriz başladı

Filmde hayatını yansıtan Stoyanov 25 yıl boyunca ne şarkı söyleme ne de müzik hakkında bir yorum getirme gibi durumum vardı demiş.

5-6 yıl içinde birden ilham gelmiş kısa kısa melodilor ile hayatını anlatmaya başlamış.

Anlatmak biraz zor bu filmi mutlaka seyretmek gerekir.

Filmde herşey anlatılmış siyasi açıdan o yıllar, kriz dönemi, yerinden yurdundan edilen Türkler her şey ve bunu Güller ile süslemiş Stoyanov.

Muhteşem bir anlatım ve o yıllar..

31 OCAK itibarı ile sinemalar da,

İyi seyirler

 

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/7Oj4beJQZgI" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

 

TAVŞAN JOJO / JOJO RABBİT ★★★★ ABD, Komedi, Dram, Savaş

Film küçük bir çocuğun gözünden Hitler rejimi.

Küçük bir hatırlatma yapalım.

HOLOKOST; Yahudi soykırımı 1933 – 1945.

 

Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Partisi’nin yönettiği Nazi Almanyası döneminde, işgal edilen sınırlar içerisindeki yaklaşık altı milyon Yahudinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir.

Yahudi’lerle birlikte çok sayıda Roman, eşçinsel ve engelli kişi de katledilmiştir.

Nazi katliamının ana üslerinden birisi olan Auschwitz toplama kampının müttefik kuvvetlerce kurtarılış günü 27 Ocak, çok sayıda ülkede Holokost Anma Günü olarak kabul ediliyor.

 

BM Genel Kurulu, 2005 yılında 27 Ocak’ın Uluslararası Holokost Anma Günü olarak kabul etmişti.

Filmin özellikle bu tarihe denk getirilmesi de ayrıca enteresan.

 

Dünya prömiyerini henüz tamamlanan Toronto Film Festivali’nde yapan Tavşan Jojo, İkinci Dünya Savaşı’nda, Nazi iktidarındaki Almanya’da geçiyor.

 

Filmin kahramanı Jojo Betzler 10 yaşında bir çocuk.

 

Tek arkadaşı ve hayali iyi bir Alman olmak en iyi arkadaşı da Adolf Hitler olan küçük bir Nazi.

 

Aslında Jojo büyümüşte küçülmüş gerçek dünya ile hayal dünyası arasında köprü kuran bir çocuk.

Jojo annesi Rosie tam bir savaş karşıtı dimdik duran bir kadın.

 

Elsa Yahudi bir genç kız, tavan arasında anne Rosie’nin herkesten ve Jojo’dan sakladığı aynı zamanda Jojo’nun ölen ablası Inge’nin de arkadaşı.

 

Jojo zaman içinde annesi Rosie’nin tavan arasında bir Yahudi’yi sakladığını öğrenince kendi ırkçılığıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

 

Jojo, kendi kafasında Hitler’i en yakın arkadaşı ve sırdaşı olarak görmektedir.

Faşizm içinde büyüyen ama kendi içinde merhametli olan Jojo Betzler’in kafa karışıklığı, nefret ettiği Yahudi kızın bir insan olduğunu anlamaya başlamasıyla duygu karmaşasına da dönüşecektir.

 

Jojo, hayali arkadaşı Hitler ile bu haksızlığa karşı mücadele etmek isteyecektir.

 

Filmin en güzel yanlarından biri de önemli işlere imza atan ödüllü yönetmen Taika Waititi’nin filmin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği bu hayali Hitler’i canlandırması.

31 OCAK itibarı ile sinemalarda,

 

İyi seyirler,

 

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/kTLo_DxDfPw" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

 

31 OCAK- 07 ŞUBAT 2020 TARİHİNDE VİZYONA GİREN FİLMLER

 

ELTİLERİN SAVAŞI ★★★★ TÜRKİYE, Komedi,

Yönetmen Onur Bilgetay

Oyuncular: Gupse Özay, Merve Dizdar, Ferit Aktuğ

 

AŞK TESADÜFLERİ SEVER ★★★★ TÜRKİYE, Aşk, Dram

Yönetmen Ömer Faruk Sorak, İpek Sorak

Oyuncular: Nesrin Cavadzade, Yiğit Kirazcı, Elif Doğan

 

HONEYLAND / BAL ÜLKESİ ★★★★ MAKEDONYA, Dram, Belgesel

Yönetmen Tamara Kotevska , Ljubomir Stefanov

Oyuncular: Hatidze Muratova, Nazife Muratova, Hussein Sam

 

TAVŞAN JOJO / JOJO RABBİT ★★★★ ABD, Komedi, Dram, Savaş

Yönetmen Taika Waititi

Oyuncular: Roman Griffin Davis, Thomasin McKenzie, Scarlett Johansson

 

GÜLLER ÜLKESİ: DAMASCENA ★★★★ BULGARİSTAN, Dram

Yönetmen Todor Anastasov, Alexander Smolyanov

Oyuncular: Veselin Plachkov, Dimitar Banenkin, Neda Spasova

 

LANETLİ KARDEŞ / DARK SİSTER ★★★★ ABD, Dram, Belgesel

Yönetmen Sam Barrett

Oyuncular: Amanda Woodhams, Liam Graham, Nicola Bartlett

 

SEFİLLER / LES MİSERABLES ★★★★★ FRANSA, Dram

Yönetmen Ladj Ly

Oyuncular: Damien Bonnard, Alexis Manenti, Djebril Didier Zonga

 

VAHŞİ DOSTUM / MIA WHİTE LİON ★★★★ ALMANYA, FRANSA, G.AFRİKA, Dram

Yönetmen Gilles de Maistre

Oyuncular: Daniah De Villiers, Mélanie Laurent, Langley Kirkwood

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Magazin Kolik | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.